Ruhsuz Robot

Babam comodor 64’ü aldığında ilkokul dönemlerimdeydim. Basit bir oyun bilgisayarıydı veya atari mi demek  daha doğru olur bilemiyorum. Hayal meyal hatırladığım, yanında küçük bir teybinin olduğu ve tornavida ile akıl ayarlarını yaptığımızdı. Neden yapıyorduk, neyi ayarlıyorduk, aklı neden karışıktı hiç bilmiyorum. Ardından hatırladığım ise  ilk bilgisayar oyunum River Raid’di. Okumaya devam et Ruhsuz Robot

Kim Bilir?

Okulda en nefret ettiğim ve neden tartışıldığını hiç anlayamadığım konu “Okuyan mı daha çok  bilir? Yoksa gezen mi?” idi.  Hatırlıyorum yine bu tartışmaların birinde, ben gezen bilir fikrini savunan kısmındaydım ama gönlüm karşı tarafta kalmıştı. İnanmadığım bir fikri savunmamı istediği için öğretmene de sinir olmuştum. Yıllar geçtikçe daha net anlıyorum; iki konu aynı türden değilmiş ki birbiriyle kıyaslansın, üstelikte bir taraf galip gelsin.

Okumaya devam et Kim Bilir?

Ruhsuz Cümleler

İnsanda bulunan sekiz çeşit zekâdan bir tanesi dil zekâsıdır. Bazı insanlar diğerlerine göre yabancı dil yapılarını daha kolay kavrarlar ve hafızayla da bunu destekleyerek daha kısa sürede  öğrenebilirler. Bazı insanlar ise farklı teknikler kullanarak ve düzenli çalışarak öğrenirler.

Bir de bunların dışında; Azerbaycan halkı gibi çift dil kullanan toplumların genetik dil yatkınlıkları vardır. Okumaya devam et Ruhsuz Cümleler

Çiçekli Kadınlar

 Bugün dünya kadınlar günüydü. Oldukça ironik sayılabilecek bir gün aslında. Dün asansörde bir kadının bayramınız kutlu olsun demesiyle bir an gözümün önüne 8 mart 1857 de Amerikada olaylar sonucu ölen işçi kadınlar geldi. Anılası mı, kutlanası mı bilemedim pek. Biz aynı şeyi türkülerde de yaşarız ya . Recebim gibi, dom dom kurşunu gibi hüzünlü hikâyesi olan türkülerle eğlenebiliriz. Toplumlar da bir süre sonra benimsediği alışkanlığın kökenini irdelemiyor, tıpkı insan gibi. Okumaya devam et Çiçekli Kadınlar

Salıncak

Salıncağın çocuklar için çok faydalı olduğu söylenir. Çocuğun izafiyet duygusunu geliştirip derinlik duygusunu artırdığı bilinir. Acaba fiziki izafiyet duygusu, manevi izafiyet duygusunun da yerleşmesini sağlar mı? Manevi izafiyet duygusu aslında çok derin ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Kayra’ya anneannesi iki tane dev masal kitabı aldı. Bunlara kucak kitabı da deniyormuş. Çok büyük olduğu için çocuğun görüş alanını tamamen kaplıyor. Müzikli olmayanların pek yüzüne bakmazken bunlar çok ilgisini çekti. Kimi zaman her ne kadar üzerinde oturarak okumaya çalışsa da sayfalarını çevirmek, kapatmak, açmak onu inanılmaz mutlu ediyor. Yüzünde “başardım” gülüşü oluşuyor. Oturduğu zaman boyunu geçen dev bir kitabı kaldırmak onun için çok önemli bir şey. Okumaya devam et Salıncak

Bilginin Bilgesi

Bütün meslek dallarını birbirleriyle olan bağlantı şekillerine göre, dev bir ağaca benzetiyorum. Bu dev ağacın kökleri ilkokul öğretmenleri. Dışarıdan çok fazla göze batmayan ama bütün mesleklerin bağlı olduğu kalın ve derin kökler. O kökler olmadan, ne iş yaparsa yapsın, kimse ayakta duramaz. O kökler yeterince güçlü olmazsa, ağaç kurur ve etrafındakiler oksijensiz kalır, beslenemez. Yine o kökler topraktan ne kadar çok şey alıp beslenebilirse, yukarıları o kadar çok besleyebilir. Okumaya devam et Bilginin Bilgesi

Anne Oğul Bayramı

  Üç gündür bizim evde anne oğul bayramı var. Haftada en az iki gün, oğlumla bu bayramı kutluyoruz. Haftanın diğer günleri, Kayra’nın da benim de farklı aktivitelerimiz var. Ben ona eşlik ediyorum, o da bana. Aralarda derelerde cilveleşsek de hep bir koşturmaca içinde oluyoruz. İşte bu nedenle anne oğul bayramı bizim için çok özel.

Bayramımızın kuralları var. Öncelikle, akşama kadar evde ikimizden başka kimse olmayacak. Annesi, Kayra’nın yemekleri dışında başka hiçbir şey yapmayacak. Kesinlikle televizyon açılmayacak. Genelde Kayra’nın sevdiği yemekler yapılacak. Uyku ve yemek saatleri dışında çoğunlukla oyun oynanacak. Uzun keyif masajları yapılacak. Kurallarımız böyle devam edip gidiyor.

Tarih Affeder mi Acaba?

Kafamdaki kütüphane yine birbirine girmiş durumda. Aldığım bilgiyi, bulduğum yere kaydedince böyle oluyor işte. İstediğim zaman aradığım bilgiye ulaşamıyorum. Her yeni bilgiyi aldığımda bağlantısını bulup, kendi kıvrımına yerleştirebilsem süper olacak ama yapamıyorum işte.

Bir de olmazsa olmaz bilgilerin, kıvrım rafları var. Onların da kimisi dolu, kimisi boş. Son zamanlarda hep tarihle ilgili bilgiler lazım oluyor, elimi atıyorum boş çıkıyor. Sağa sola bakınıyorum başka kıvrımlara mı karışmış diye, yok. Kütüphanemde yeterli tarih bilgisi yok demek ki. Beynimin tarihe ait kıvrımları boş bırakılmış, belki günün birinde dolar diye.

Korku Biriktiriyor

Benim kuşağımda pazar gecesi demek, banyo demektir. Annem elinde havlu peşimizden koşardı. Arada bir sinirlenip “Hadi demekten dilimde tüy bitti” derdi. Dildeki tüyün nasıl bittiği en büyük merak konusuydu. Bazen anneler çok anlaşılmaz olabiliyor. Ara sıra Kayra da bana garip garip bakıyor. Sanırım onun annesi benimkinden çok daha garip.

Bu pazar gecesi, adettendir diye, Kayra’nın da banyo gecelerinden biri. Bizim için çok zorlu bir saat, çünkü banyo yapmaktan hiç hoşlanmıyor.
Kayra artık büyüyor ve korkuları başlıyor. Bir noktaya kadar bebekler hiçbir şeyden korkmuyor. Deneyimleri yok, bilinçlerinin altı-üstü tertemiz ama bir noktadan sonra aniden korkular başlıyor. Farkındalık artıyor, seçim hakları doğuyor, artık birey olduklarını göstermek istiyorlar. Tercihler yapıyorlar ve doğal olarak da onları bir nedenden ötürü korkutan bir şeyi tercih etmek istemiyorlar. Siz buna zorlarsanız, inatlaşma başlıyor bu sefer korktuğu için değil, inatlaştığı için istememeye başlıyor.
Düşünüyorum taşınıyorum, Kayra’nın korkularına neden arıyorum, bulamıyorum. Kendime dönüyorum. Düşünüyorum ben nelerden ve neden korkuyorum. 
İnsan hayatında, sağa sola sert bir şekilde çarpmasın, yanlış ve tehlikeli yollara sapmasın diye, doğuştan gelen “bariyer duygular” vardır. Bu birkaç çeşit duygu, farkında olmadan insanı yönlendirir.
İnsan sadece aklıyla karar veremez. O farkında olmadan arka planda, “bilinçaltı komutanlığında” çalışan istihbarat askerleri vardır. Bu askerler devamlı akla gizli bilgi aktarır, kimi zaman bazı duygularla onu yönlendirebilirler.
Korku bu bariyer duygulardan biridir ve devamlı bilinçaltıyla birlikte çalışır. Çok ileri gitmediği sürece birçok korkumuzun farkında olmuyoruz aslında.
Kayra büyürken korkularını biriktirmeye başladı, ben de onunla birlikte sahip olduğum ama fark etmediğim duyguları güncellemeye başladım. Meğer ne kadar çok şey varmış. Asansörde kalmaktan korkuyorum, düşüp bir yerimi kırmaktan korkuyorum, deprem, sel, yangın gibi felaketlerden korkuyorum, hasta olmaktan korkuyorum, birilerinin Kayra’ya zarar vermesinden korkuyorum… Bu liste uzayıp gidiyor.
Bunlar sadece bendemi var acaba diye sağıma soluma baktığımda, aslında birçoğunun her insanda olduğunu görüyorum. En basitinden, hiçbir şeyden korkmam diyende bile yakınlarını kaybetme korkusu var. Biz fark etmesek de devamlı bu duygularla yaşıyoruz.
Bir bakıma güvenliğimizi sağlıyor bu duygular. Daha dikkatli ve bilinçli yaşıyoruz. Kendimizi daha çok koruyoruz. Ama duygunun miktarı, gerekeni aşınca işte o zaman işler karışıyor. Fobiler meydana çıkıyor.
Birkaç gün önce bir programda söylüyorlardı; yükseklik korkusunun asıl nedeni boşluk ve düşme hissiymiş. Onun da temeline inince, kendini güvende hissetmeme duygusuna kadar gidiyormuş. İnsanoğlunda akıl almayacak, yüzlerce fobi çeşidi var. Hepsine mantıklı açıklamalar bulmak imkânsız. İş dönüp dolaşıp yine bilinçaltı komutanlığında bitiyor.
Fobiler zamanında çözülemezse, ilerleyip takıntılara dönüşebiliyor. İş içinden çıkılamaz bir hâl alıyor ve ne yazık ki insanların hayat standartlarını çok fazla etkiliyor.
Korku insanın hayatında olmazsa olmaz, yaşamın büyük bir bölümünü yönlendiren, çoğu zaman kötü hissettiren ve elimizde olsa silmek isteyebileceğimiz bir duygu.
Bütün bunların yanında insanoğlunun inanılmaz zevk aldığı da bir duygu. Birçok spor dalı bu temel üzerine kurulmuş. Film sektöründe en çok iş yapan grup, korku filmleri.
Bu insanların hayatlarındaki korku miktarı yetmediği için takviye isteği mi, yoksa bir şekilde baş etme yöntemi mi onu daha çözebilmiş değilim.
Şu aralar Kayra’nın bizi çok uğraştıran kokularından birisi de çığlık. Özellikle kadın çığlığı. Gerçi bu devirde kadın çığlığından ürkmeyecek erkek yoktur ama hiçbiri bizimki gibi ağlamıyordur sanırım.
Kayra’ya korkularıyla baş edebilmeyi nasıl öğretmeliyiz? Devamlı suya sokup çığlık atarak, üzerine mi gitsek acaba, yoksa bir süre bunlardan uzak durup, unutması için dua mı etsek…
Hayatı boyunca daha ne korkular biriktirecek, ben de bundan korkuyorum işte!

Lego Felsefesi

Uzak Doğu’da ying yang felsefesi vardır. Lise dönemlerimde kolyeleri, bileklikleri pek modaydı. Sokak ağzıyla “Her iyinin içinde bir kötü, her kötünün içinde bir iyi vardır” demek. En küçük çocukların bile diline dolanmıştı bu cümle. Farklı ve çekici bir simge, çocukları bile filozof yapmıştı o zamanlar.
Büyüyünce “diyalektik” kelimesini pek duyar oldum. Bu daha asortik, “zıtların birliği” demekmiş. Yunancadan geliyormuş. Zıtlıkların birliği de kendi içinde didişirken hareketi ortaya çıkarıyormuş. Okumaya devam et Lego Felsefesi