Yalnız Saatim Var

Geceleri kolay geçirmenin en iyi yollarından biri de, güzel bir müzik eşliğinde yazmak sanırım. Masamın üzerinde bir sürü defter, ajanda var. Bir kova da çeşit çeşit renkli kalemler. Yine de bloğumun yeri ayrı. Bana iki seçenek sunsalardı; kitap mı yazmak isterdin, yoksa çok okunan bir bloger olmak mı, bloğumu tercih ederdim. Daha canlı, daha aktif, daha hızlı ve reaksiyonları daha kolay alabileceğim bir platform. Gerçi çok okuyucusu olmayan, yani pek fazla reaksiyon almayan birine göre komik bir neden oldu ama olsun. Dokuz yıldır bu camianın içinde olan biri olarak şunu söyleyebilirim. Blogerlar ikiye ayrılır; bir kısmı der ki; sayı önemli değil, bir iki kişi bile olsa, yazdıklarım birilerinin hayatına dokunuyorsa benim için yeterlidir. Hatta gereksiz kalabalık yerine kaliteli ama az okuyucu daha makbuldür. Diğer kesim de der ki; ne kadar çok Okumaya devam et Yalnız Saatim Var

Dünya Omzunu Silkti

Karantina günlükleri diye mi başlasak acaba, yoksa İstanbul da, iki çocukla tek başına karantina, diye mi atsam başlığı. Önümüzün ne olacağı, ömrümüzün kalanı belli değilken şuraya iki şey çiziktersem diye damardan mı girsem yoksa. İçinde yaşadığımız zamana bakacak bir sürü farklı pencere var aslında. Okumaya devam et Dünya Omzunu Silkti