Kelime Molası

Ders: “ Hızlı akan yaşamda denge”

Öğretmen: Oğluşki

Ders Notları:

Saat sabahın sekizi. Sevgili oğluşum çalar saat misali hiç acımadan beni 6 da uyandırdı. Sarılmalı, boğuşmalı, kıkırdamalı yatak keyfinden yaptık. Bahçede kaçmaca kovalamaca oynarken yağmura yakalandık. Kameramız açık olsaydı “Kirlenmek Güzeldir” reklamlarına taş çıkaracak bir video çekebilirdik. Paşam duşunu aldı, sütünü içti, tam kahvaltısını hazırlarken de elindeki ekmek parçasıyla uyuyakaldı. İçimden gelen “Ama bu haksızlık ” isyanını bastırabilmek için açtım bilgisayarımı, yağmurun bıraktığı toprak kokusuyla iki satır karalayım dedim. Okumaya devam et Kelime Molası

Hayata Bir Ters, Bir Düz

Çoğu zaman hayat o kadar gürültülü akar ki, zamanla uyum sağlarsın kargaşa yaşama.  Zaman gelir de ortalık birden bire sessizlik kokarsa da, şaşırıverirsin o anda. Çoğu zaman sessizliğin hayır alâmetlerini soruşturasın gelir. Sanki bugüne kadar ters giden kargaşa değilmiş gibi, huzurun yönü sorgulanır. “Fırtınadan önceki sessizlik” damgası yapıştırılır zamana. Oysa hayatın düzü huzur, sessizlik,  sakinlik. Okumaya devam et Hayata Bir Ters, Bir Düz

Kim Bilir?

Okulda en nefret ettiğim ve neden tartışıldığını hiç anlayamadığım konu “Okuyan mı daha çok  bilir? Yoksa gezen mi?” idi.  Hatırlıyorum yine bu tartışmaların birinde, ben gezen bilir fikrini savunan kısmındaydım ama gönlüm karşı tarafta kalmıştı. İnanmadığım bir fikri savunmamı istediği için öğretmene de sinir olmuştum. Yıllar geçtikçe daha net anlıyorum; iki konu aynı türden değilmiş ki birbiriyle kıyaslansın, üstelikte bir taraf galip gelsin.

Okumaya devam et Kim Bilir?

Ruhsuz Cümleler

İnsanda bulunan sekiz çeşit zekâdan bir tanesi dil zekâsıdır. Bazı insanlar diğerlerine göre yabancı dil yapılarını daha kolay kavrarlar ve hafızayla da bunu destekleyerek daha kısa sürede  öğrenebilirler. Bazı insanlar ise farklı teknikler kullanarak ve düzenli çalışarak öğrenirler.

Bir de bunların dışında; Azerbaycan halkı gibi çift dil kullanan toplumların genetik dil yatkınlıkları vardır. Okumaya devam et Ruhsuz Cümleler

Genel Kültür Diploması!!

Kalbimin fırlattığı kelimeleri, dilim raket gibi geri gönderiyor. İçime düşen kelimeler sağa sola çarparken harfleri dağılıyor. Her seferinde başa dönmek zorunda kalıyorum. Bu dilimin asiliği nedendir, anlayamadım. Kıskanıyor, kelimelerimizi paylaşmayalım diyor, diğer taraftan da kafası gözü dağılan harfler, sendeleye sendeleye tekrar kol kola giriyor ve büyük bir inatla biz çıkacağız diyor. İçimdeki bu çekişme nefesimi daraltıyor. Okumaya devam et Genel Kültür Diploması!!

Kokulu Kelimeler…

     Bazı kelimeler vardır, arkasından diğerlerini de sürükler getirirler. Hepsi birleştiğinde ise kelimeler yok olur, yerlerine güzel bir resim gelir. Fonda hafif bir ses, burnunuzda ise kelimelerin kokusu kalır. Saniye de zaman içerisinde bir yolculuk yapar ve hayatınızda geçmişe, o kokunun karesine gidebilirsiniz.

     Kimi zaman bir mutfakta güzel bir kutu gördüğünüzde,  tarçınlı kurabiye kokusu gelir burnunuza. ‘Kurabiye kutusu’  kelimelerden öte anlamı olan bir cümledir sanki. 
Küçük bir çocuk için, boyunun bir türlü yetişemediği mutfak tezgahının en uzak köşesinde bulunan, ağzı kapalı olduğu için, içinde ne kadar kurabiye olduğunu kestirtemediği bir kutu, o an için hayatının en büyük hedefi haline gelebilir. Boyundan büyük bir sandalye takır tukur sürüyerek çekilir, büyük bir çabayla üzerine çıkılır, belden yukarısı tamamen tezgah üzerine yapışacak şekilde kutuya uzanılır. İçi her daim dolu olan fakat çeşiti sürpriz olan kurabiyelere ulaşılır. Daha bitmedi; sıra da süt var. Aynı sandalye, yine aynı usul çekilir, bardağa ulaşılır, ulaşılamazsa da sorun değil, kutusundan da içilir süt.
 Buz gibi süt ve yanında da kurabiye. Kim bilir şansı yaver giderse bebekli veya arabalı, ayıcıklı kurabiyeler de olabilir. Nedense onları yemesi daha zevkli olur. Önce ayıcığın kulağından başlanır, ya da ayaklarından. Anatomik olarak, parça parça yenir. Göbek kısımları da hep en sona kalır.
  
    Bayram denilince de ilk buruna gelen, temizlik kokusudur sanırım. Misafirin gelip gelmemesi, evin temiz olup olmaması sorun değildir. Bayramdan önce yapılan en son temizliğin adı ‘Bayram Temizliğidir’. Halılar balkona atılır, perdeler yıkanmak üzere çıkarılır, evde her an taşınılıyormuş havası yaratılır. Her köşeden ayrı gelen buram buram deterjan kokusu, ev pis olsa bile yine de temizliğin adıdır. Tabi kafası bir şeylerle sarılı, ortada vızır vızır koşturan, yorgun ama azimli bir kadın resmini de   bu ‘Bayram Temizliği’ karesi içerisinde unutmamak lazım. 
 (Bugün Kayra böyle bir kare içerisinde akşama kadar ortada gezdi. Her şey kaldırıldığı için öğle uykusunu mama sandalyesinde uyumak zorunda kaldı ama memnundu ki her zamankinden uzun uyudu. Ya da sıkıldığı için uyudu kim bilir. Bir ara içeride deterjan kokusu olduğu için hırkasıyla birlikte balkonda buldu kendini. Gülümseyerek yüzüme bakıyordu.)
    Salep kelimesi, yağmuru da beraberinde çeker getirir, bizim evde. Dışarı da puslu bir hava ve yağmur varsa eğer, hemen salep yapılması gerekir. Sıcacık salepinizi alırsınız elinize, camın önüne oturur, hem yağmuru izlersiniz hem de dışarıda kaçışan, koşturan insanları. Burnunuzda salep ve üzerindeki tarçın kokusu.Evde yağmura yakalanmanın en güzel tarafıdır bu kesinlikle.
Tabi ki ‘Arabada yağmura yakalanma’ resmi de var elimiz de. 

  Ilık bir gece, dışarıda hafif yağmur, öndeki araçların kırmızı fren ışıkları, yağmurun ıslattığı ön camda, etrafa bulaşmış. Derinden gelen hafif bir müzik. Herkes sessiz. Yol hiç bitmesin, hiç bir yere dönmeden, upuzun gidelim duygusu hakim herkeste. Ortamda ıslak kokusu…   
    Aralık ayı, kar, soğuk, mandalina, örgü sepeti, yün, şiş, battaniye, çay, çekirdek, ve tv. Çoğu kadının hayalidir bu. Dışarıda lapa lapa kar. Her yer tatil edilmiş. Ev bir türlü ısınmıyor. Örgünü alırsın, kareli battaniyeyi dizine çekersin, yanında da çaydanlık. Bir taraftan tv izlersin bir taraftan örgü örer çay içersin. Ama tek başına zevkli olmaz, birde kız kardeş lazım battaniyenin altına. Böyle bir resimde burnumdaki koku kesinlikle mandalina kokusudur. Bu en aptal ama en zevkli kar tatili hayalidir. Örgü örmeyi beceremem ama sırf bu kare için kesinlikle bir sepet yünüm ve şişlerim vardır.  Erkekler bu resimdeki yün ve şişi meyve ve çekirdekle değiştirebilirler aslında.
   Kokulu kelimeler. Sihirliler. Son zamanlarda Kayrayla hayatımız da her şey sihirli. Kayranın sihirli çorbası, Kayranın sihirli oyuncakları, Kayranın annesinin sihirli ekmekleri. Bir sürü hikayemiz var, hepsi de sihirli.
‘Sihirli’ kelimesinin ise kokusu yok, sadece sesi var. Aynı yerde asılı, bir sürü minik kristalin, hafif rüzgarla birlikte, birbirlerine çarptıklarında çıkardığı ses sihrin sesi işte.
   Biz ilk önce resimlerin içerisinden geçiyoruz, yaşayarak. Geçerken de etiketliyoruz kareleri.
   Kimileri  olumlu, eğlenceli, pozitif, lezzetli etiketlemeyi tercih eder.Bir süre sonra onların karşısına böyle sihirli kelimeler gelir.  Kimileri ise… 

Palyaço Kukla


    Bazen bir kelime duyuyorum. O kelime oltaya takılmış balık gibi beynimde zıplayıp duruyor. Alıyorum su dolu kovaya atıyorum. Sonra bir ikincisi takılıyor ve o da kendini kovada buluyor. Sonra hissediyorum ki bu kelimelerin bir ortak yanı var ama ne. Bunlar sanki bir bütünün parçaları ve birleşince çok uzun bir yazı çıkacak ortaya. İş ki ortak bir ipe bağlayabilmekte. Konu dilimin ucunda dolanıyor dolanıyor ama bir türlü kendini dışarı atamıyor. Arkadaşlarımdan birine diyorum, çek çıkar şu konuyu dilimden. Bir cümle söylüyor ve konu erimiş çikolata gibi damla damla akıyor kağıda.

    Bir gün kuzenime kayranın kuklalarından bahsederken bana seninde bir kuklan vardı hatırlıyor musun dedi. O söyleyince şöyle gözümün önünden hızlı bir resim geçti ama hatırlayamadım. Nasıldı dedim. Bilmiyorum ama palyaçoydu sanırım dedi. Hatta gece gündüz onunla dolaşırdın, çok severdin, nasıl hatırlamazsın dedi. İçim cız etti. Oyuncaklarımın çoğunu hatırlamıyorum ama palyaço kuklamı nasıl unuturdum kesin ona hayalimde bir karakter çizmiş, canlandırmıştım ve şimdi  unutarak, ona ihanet etmiş oldum. Nerede onu da bilmiyorum.  Derinlerde bende bir palyaço sevgisi vardır, demek ki oradan geliyormuş hiç fark etmemiştim.
    Kuklalar ne kadar özel oyuncaklar. Hayal gücünü bundan daha güzel geliştirebilecek bir şey olabilir mi acaba.  Çocukların kendilerine ait kurdukları dünyada bence toplumu oluşturabilirler. Bizim de ‘Kayranın Çiftliği’ kuklamız var, birde Aylin ablasının çok uzaklardan gönderdiği inek kuklamız var. Onlarla kurduğumuz hayallerimiz var. Tabi kukla sanatı o kadar kolay bir şey değil. Onu canlandırmak için sizin de geniş bir uydurma kabiliyetiniz olması gerekiyor. Ses tonunuz ne kadar kötü olursa olsun değiştirebilmeniz gerekiyor. Kayranın bakışlarından daha bir şeyler çözemiyorum ama onunla ilgili şöyle bir kriterim var; ağlamadığı ya da surat asmadığı her şeyi, sevme ihtimali yüksek. Bu yemek için de , insanlar içinde , oyunlar içinde ve birçok konu için geçerli bir kriter. Bence kuklaların şansı da yüksek.
   
     Kayradan önce eşimin yiyenlerine hediye olarak  Hacivat – Karagöz kukla paketi almıştık. Kutuyu açıyorsunuz; sahnesi , birçok karakter kuklası , çocuklara yönelik hazırlanmış yazılı diyaloglar,maskeler var. ( çevre bilinci, müzik gibi konularda çok eğitici diyaloglardı) . Akşam ışıkları kapattılar, masa lambasını açtılar, gölgeleme işlemi hazırlandı, seyirciler yerini aldı ve sahne alındı. O zaman, inanılmaz hoşuma gitmişti ve çocuklardaki yeteneği ortaya çıkarmak, öz güveni artırmak için bundan  iyi bir araç olamaz, diye düşünmüştüm. Şimdi aynı setin en büyüğünü Kayraya almak istiyorum. Gerçi o dev kutuyu Baküye nasıl getiririz bilmiyorum ama bir yolunu kesin bulurum. Birde palyaço kuklama kendimi affettirmek için kesin  bir tane almam lazım.
  
    Bu arada iki aya kadar yapbozlara başlıyoruz, yaşasın. Benim üniversite de ve sonrasında en sevdiğim şeydi puzzle yapmak. Her zaman yarım bir yapbozum ve bittiği zaman  hangisini alacağım belliydi. Hep hayal ederdim; umarım evlendiğim zaman, eşim de bundan zevk alır ve beraber yaparız diye. Dileklerim kabul olmuş. Hakanların evine ilk gittiğimde, her oda da ayrı bir puzzle tablo vardı. Hatta o da benim gibi hayal edermiş ve bir tane yapboz almış bunu evlendiğimde eşimle yaparım belki demiş ve saklamış. Bakü ye  gelmek için valiz hazırlanıyor. Anneler havlu, nevresim basmaya çalışıyor, biz de yapbozu tıkıştırmaya. Onlar kızıyor çıkarıyor, biz koyuyoruz. Havlu gitmese de olur ama bunun gitmesi lazım. Kavga gürültü getirdik. Tam beş ayda yapıldı. Benim o zamana kadar ki en zor yapbozum, annemin aldığı ilk yapbozdu. Bir insanın iç organları, hem de en ince damarlarına kadardı. Sonrasında da bu yaptığımız işte.(Akıllı eşim demek ki zor olduğu için saklamış diye de düşünmedim değil. Sandığım kadar romantik olmama ihtimali de var yani). Kayranın oyuncakları konusunda herhalde tek hemfikir olduğumuz nokta puzzle.
 Ben kendimle ilgili birçok konuda, bunun olumlu  etkisi olduğuna inanıyorum. Parçadan bütüne gidebilmek, özellikle sabır, bir şeyin ayrıntısından tamamını hayal edebilmek, bütündeki renk geçişlerini görebilmek, sabırla yavaş yavaş   yaptığınız bir şeyin tamamlandığındaki başarma duygusu. Bir çocuk için bu inanılmaz bir motivasyon nedeni. Ben başardım duygusunu hissettirmek. Bana kalsa bu konu da sayfalarca yazabilirim çünkü bizim hayatımız da önemli bir oyuncak.
  
   Bizim küçüklüğümüz de TV de,  Pazar günleri origami programı vardı. Birileri yapardı biz de arkasından aynısını yapardık. Elişi kağıdından yapılmış bir sürü parçam vardı. 
Çocuklarda ince motor becerisi denilen bir kavram vardır. İnsanlar  öğretmen değilse bu kavramlarla Anne baba olunca tanışır. O zamana kadar çok basit görünen, sanki doğuştan biliniyormuş sanılan, herkesin kolaylıkla yaptığı düşünülen bazı hareketler, aslında çocukların büyük çabaları sonucunda elde ettikleri kabiliyetlerdir. Hatta bazen normalden geç veya erken kazanılabilir. Mesela kağıt kesmek ve yırtmak, çatal kaşık tutmak, kalem tutmak vs gibi basit şeyler o kadar da basit değildir. Bir çocuğun en az 5-6 yaşlarında ayakkabısını bağlayabildiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. İşte bu becerileri geliştirmek için bir sürü yöntem vardır.
Origami bir çocuk için bulunmaz bir nimet. Hem motor becerilerini hem de matematik zekasını geliştirmek için.
   Matematik öğretmeni olan yakın bir arkadaşım, bir öğrencisinin, derste onu dinlerken devamlı origami yaptığını ve ders sonunda da bitirdiği parçayı ona  hediye ettiğini anlatmıştı. Dolabının bir bölümünü bu parçalara ayırmıştı. Hatta bir gün, annesi gelip;  çocuğunun okulda ‘Matematik ve Origami Bağlantısı’ hakkında bir sunum ödevi aldığını ve bu konuda ona yardım edip edemeyeceğini sormuş. Bu beni çok etkilemişti.
  Bunu duymadan önce başka bir arkadaşımın oğluna origami kitabı almıştım. Çok mutlu olmuştu. Sonra da gidip kendimize almıştım ( Kayra için). Çok bulunmuyor onun için bulduğum yerde alıyorum ki kütüphanemizde bulunsun. Belki ilerde çocuklarla origami partileri yapabiliriz.
  
   Son zamanlarda deli gibi Kayraya Flash kartlar arıyoruz, hazırlıyoruz. Bilgisayardan çıktı alıp plastikle kaplatıyoruz. Bu kartları ara ara kısa süreli göstererek, görsel algısını geliştiriyoruz. Bunlar hayvan, meyve veya farklı basit eşya resimleri. Bir süre sonra birkaç kart arasından sorduğumuzu gösterebilecek. Bunları aradığımı bilen bir arkadaşım, Türkiye den bize eşleştirme kartları getirmiş. Tam istediğim gibi ve çok işimize yarıyor. Akşam Kayrayı uyutunca, Hakan, hadi eşleştirme oynayalım dedi. Ben çok severdim dedim. Bizde çok oynardık dedi. Kartları yaydık yere. Tabi ki o kazandı ama çok eğlendik. Sonrada hafıza oyunu oynadık. 20 kartı sırayla aklında tutacaksın. Bana güvenemedi 12 kart gösterdi. Tabiî ki hepsini de sırayla saydım. Sayamasam o sayacaktı.( Zamanında bana fotografik hafıza tekniklerini öğretmişti ama öğrendiğime pek inanmıyordu sanırım ki hepsini sayınca şaşırdı)
  Hatta bunu Montessori eğitiminde koku tüpleriyle yapıyorlar. On tane aynı şekilde ki kavanoza pamuklar yerleştiriliyor ve ikişer tanesine aynı olmak şartıyla aromatik kokular dökülüyor. Kavanozlar karıştırılıyor ve çocuklar kokulara göre eşleştirme yapıyor. Çocuklarda  birden fazla hafızayı geliştiriyor.
   Aklımdaki kova da  kıvranan beş kelime vardı . Arkadaşıma haydi beyin cimlastiği yapalım dedim, sana beş kelime. Puzzle, origami, kukla, eşleştirme ve koku tüpü.  Ne yapıcaz dedi. Bunlarla ilgili yazı yazılsa, konusu ne olurdu dedim. ” Farkındalığın yeniden oluşturulması” dedi.
Bu kelimeler bana; bir şeylerin, bozularak, parçalanarak, katlanarak, kendi yapısı değiştirilmeden, farkındalığı artırarak, yeniden oluşturulmasını ifade ediyor, dedi.
  Hakana sorduğumda ise  ‘Çocuk ve Zeka’ dedi.
 İkisinin de cevabı doğru ve etkileyiciydi. Benim aklıma gelenleri de bu iki cevapla birleştirince ortaya böyle bir yazı çıktı işte.
   Çocukluğumdan gelen, zevk aldığım oyunların, önce eşimle ortak zevklere dönüşmesi, sonra da oğlumun gelişimi için gerekli ve eğlenceli oyuncaklar haline gelmesi. Sanırım kelimeleri kovadan çıkarabildik.