Korku Biriktiriyor

Benim kuşağımda pazar gecesi demek, banyo demektir. Annem elinde havlu peşimizden koşardı. Arada bir sinirlenip “Hadi demekten dilimde tüy bitti” derdi. Dildeki tüyün nasıl bittiği en büyük merak konusuydu. Bazen anneler çok anlaşılmaz olabiliyor. Ara sıra Kayra da bana garip garip bakıyor. Sanırım onun annesi benimkinden çok daha garip.

Bu pazar gecesi, adettendir diye, Kayra’nın da banyo gecelerinden biri. Bizim için çok zorlu bir saat, çünkü banyo yapmaktan hiç hoşlanmıyor.
Kayra artık büyüyor ve korkuları başlıyor. Bir noktaya kadar bebekler hiçbir şeyden korkmuyor. Deneyimleri yok, bilinçlerinin altı-üstü tertemiz ama bir noktadan sonra aniden korkular başlıyor. Farkındalık artıyor, seçim hakları doğuyor, artık birey olduklarını göstermek istiyorlar. Tercihler yapıyorlar ve doğal olarak da onları bir nedenden ötürü korkutan bir şeyi tercih etmek istemiyorlar. Siz buna zorlarsanız, inatlaşma başlıyor bu sefer korktuğu için değil, inatlaştığı için istememeye başlıyor.
Düşünüyorum taşınıyorum, Kayra’nın korkularına neden arıyorum, bulamıyorum. Kendime dönüyorum. Düşünüyorum ben nelerden ve neden korkuyorum. 
İnsan hayatında, sağa sola sert bir şekilde çarpmasın, yanlış ve tehlikeli yollara sapmasın diye, doğuştan gelen “bariyer duygular” vardır. Bu birkaç çeşit duygu, farkında olmadan insanı yönlendirir.
İnsan sadece aklıyla karar veremez. O farkında olmadan arka planda, “bilinçaltı komutanlığında” çalışan istihbarat askerleri vardır. Bu askerler devamlı akla gizli bilgi aktarır, kimi zaman bazı duygularla onu yönlendirebilirler.
Korku bu bariyer duygulardan biridir ve devamlı bilinçaltıyla birlikte çalışır. Çok ileri gitmediği sürece birçok korkumuzun farkında olmuyoruz aslında.
Kayra büyürken korkularını biriktirmeye başladı, ben de onunla birlikte sahip olduğum ama fark etmediğim duyguları güncellemeye başladım. Meğer ne kadar çok şey varmış. Asansörde kalmaktan korkuyorum, düşüp bir yerimi kırmaktan korkuyorum, deprem, sel, yangın gibi felaketlerden korkuyorum, hasta olmaktan korkuyorum, birilerinin Kayra’ya zarar vermesinden korkuyorum… Bu liste uzayıp gidiyor.
Bunlar sadece bendemi var acaba diye sağıma soluma baktığımda, aslında birçoğunun her insanda olduğunu görüyorum. En basitinden, hiçbir şeyden korkmam diyende bile yakınlarını kaybetme korkusu var. Biz fark etmesek de devamlı bu duygularla yaşıyoruz.
Bir bakıma güvenliğimizi sağlıyor bu duygular. Daha dikkatli ve bilinçli yaşıyoruz. Kendimizi daha çok koruyoruz. Ama duygunun miktarı, gerekeni aşınca işte o zaman işler karışıyor. Fobiler meydana çıkıyor.
Birkaç gün önce bir programda söylüyorlardı; yükseklik korkusunun asıl nedeni boşluk ve düşme hissiymiş. Onun da temeline inince, kendini güvende hissetmeme duygusuna kadar gidiyormuş. İnsanoğlunda akıl almayacak, yüzlerce fobi çeşidi var. Hepsine mantıklı açıklamalar bulmak imkânsız. İş dönüp dolaşıp yine bilinçaltı komutanlığında bitiyor.
Fobiler zamanında çözülemezse, ilerleyip takıntılara dönüşebiliyor. İş içinden çıkılamaz bir hâl alıyor ve ne yazık ki insanların hayat standartlarını çok fazla etkiliyor.
Korku insanın hayatında olmazsa olmaz, yaşamın büyük bir bölümünü yönlendiren, çoğu zaman kötü hissettiren ve elimizde olsa silmek isteyebileceğimiz bir duygu.
Bütün bunların yanında insanoğlunun inanılmaz zevk aldığı da bir duygu. Birçok spor dalı bu temel üzerine kurulmuş. Film sektöründe en çok iş yapan grup, korku filmleri.
Bu insanların hayatlarındaki korku miktarı yetmediği için takviye isteği mi, yoksa bir şekilde baş etme yöntemi mi onu daha çözebilmiş değilim.
Şu aralar Kayra’nın bizi çok uğraştıran kokularından birisi de çığlık. Özellikle kadın çığlığı. Gerçi bu devirde kadın çığlığından ürkmeyecek erkek yoktur ama hiçbiri bizimki gibi ağlamıyordur sanırım.
Kayra’ya korkularıyla baş edebilmeyi nasıl öğretmeliyiz? Devamlı suya sokup çığlık atarak, üzerine mi gitsek acaba, yoksa bir süre bunlardan uzak durup, unutması için dua mı etsek…
Hayatı boyunca daha ne korkular biriktirecek, ben de bundan korkuyorum işte!