İçi Geçmişler

Ruh, beden ve zekâ hızını dengeleyen bir formül var mıdır acaba? Çoğu insandaki problemlerin başlıca kaynağı, bu üç kavramın hızlarındaki dengesizliktir. İnsanın yaşam yolunda mutlu ve huzurlu ilerlemesini sağlayan en önemli unsur, varlığını oluşturan birimler arasındaki denge ve uyumdur. Okumaya devam et İçi Geçmişler

Nahif Kültür

Anneannemin meşhur bir sandığı vardı. Hayatımda belki de en merak ettiğim şeydi o sandığın içindekiler ama hiçbir zaman öğrenemedim. Misafir geldiğinde sessizce yatak odasına gider, kapıyı kapatırdı.

 Dikkatle dinlerdim kapıyı. Tık tık iki dil sesi, arkasından ince bir gıcırtı ve sandık açılır. Tak diye duvara yaslanır. Sonra haşur huşur poşet sesleri arasından bir şeyler çekiştirilir. Tekrar ince bir gıcırtı, tak kapak kapandı ve yeniden tık tık iki dil sesi. İşte en önemli kısım burada başlıyordu. O anahtarın gizli yerine yerleşme sesi. Ama nedense o andan itibaren ses kesilirdi. Bir türlü o anahtarın yerini bulamamıştım. Kâh bulsam da ondan izinsiz açamazdım ama belli de olmazdı. Okumaya devam et Nahif Kültür

Genel Kültür Diploması!!

Kalbimin fırlattığı kelimeleri, dilim raket gibi geri gönderiyor. İçime düşen kelimeler sağa sola çarparken harfleri dağılıyor. Her seferinde başa dönmek zorunda kalıyorum. Bu dilimin asiliği nedendir, anlayamadım. Kıskanıyor, kelimelerimizi paylaşmayalım diyor, diğer taraftan da kafası gözü dağılan harfler, sendeleye sendeleye tekrar kol kola giriyor ve büyük bir inatla biz çıkacağız diyor. İçimdeki bu çekişme nefesimi daraltıyor. Okumaya devam et Genel Kültür Diploması!!

Kokulu Kelimeler…

     Bazı kelimeler vardır, arkasından diğerlerini de sürükler getirirler. Hepsi birleştiğinde ise kelimeler yok olur, yerlerine güzel bir resim gelir. Fonda hafif bir ses, burnunuzda ise kelimelerin kokusu kalır. Saniye de zaman içerisinde bir yolculuk yapar ve hayatınızda geçmişe, o kokunun karesine gidebilirsiniz.

     Kimi zaman bir mutfakta güzel bir kutu gördüğünüzde,  tarçınlı kurabiye kokusu gelir burnunuza. ‘Kurabiye kutusu’  kelimelerden öte anlamı olan bir cümledir sanki. 
Küçük bir çocuk için, boyunun bir türlü yetişemediği mutfak tezgahının en uzak köşesinde bulunan, ağzı kapalı olduğu için, içinde ne kadar kurabiye olduğunu kestirtemediği bir kutu, o an için hayatının en büyük hedefi haline gelebilir. Boyundan büyük bir sandalye takır tukur sürüyerek çekilir, büyük bir çabayla üzerine çıkılır, belden yukarısı tamamen tezgah üzerine yapışacak şekilde kutuya uzanılır. İçi her daim dolu olan fakat çeşiti sürpriz olan kurabiyelere ulaşılır. Daha bitmedi; sıra da süt var. Aynı sandalye, yine aynı usul çekilir, bardağa ulaşılır, ulaşılamazsa da sorun değil, kutusundan da içilir süt.
 Buz gibi süt ve yanında da kurabiye. Kim bilir şansı yaver giderse bebekli veya arabalı, ayıcıklı kurabiyeler de olabilir. Nedense onları yemesi daha zevkli olur. Önce ayıcığın kulağından başlanır, ya da ayaklarından. Anatomik olarak, parça parça yenir. Göbek kısımları da hep en sona kalır.
  
    Bayram denilince de ilk buruna gelen, temizlik kokusudur sanırım. Misafirin gelip gelmemesi, evin temiz olup olmaması sorun değildir. Bayramdan önce yapılan en son temizliğin adı ‘Bayram Temizliğidir’. Halılar balkona atılır, perdeler yıkanmak üzere çıkarılır, evde her an taşınılıyormuş havası yaratılır. Her köşeden ayrı gelen buram buram deterjan kokusu, ev pis olsa bile yine de temizliğin adıdır. Tabi kafası bir şeylerle sarılı, ortada vızır vızır koşturan, yorgun ama azimli bir kadın resmini de   bu ‘Bayram Temizliği’ karesi içerisinde unutmamak lazım. 
 (Bugün Kayra böyle bir kare içerisinde akşama kadar ortada gezdi. Her şey kaldırıldığı için öğle uykusunu mama sandalyesinde uyumak zorunda kaldı ama memnundu ki her zamankinden uzun uyudu. Ya da sıkıldığı için uyudu kim bilir. Bir ara içeride deterjan kokusu olduğu için hırkasıyla birlikte balkonda buldu kendini. Gülümseyerek yüzüme bakıyordu.)
    Salep kelimesi, yağmuru da beraberinde çeker getirir, bizim evde. Dışarı da puslu bir hava ve yağmur varsa eğer, hemen salep yapılması gerekir. Sıcacık salepinizi alırsınız elinize, camın önüne oturur, hem yağmuru izlersiniz hem de dışarıda kaçışan, koşturan insanları. Burnunuzda salep ve üzerindeki tarçın kokusu.Evde yağmura yakalanmanın en güzel tarafıdır bu kesinlikle.
Tabi ki ‘Arabada yağmura yakalanma’ resmi de var elimiz de. 

  Ilık bir gece, dışarıda hafif yağmur, öndeki araçların kırmızı fren ışıkları, yağmurun ıslattığı ön camda, etrafa bulaşmış. Derinden gelen hafif bir müzik. Herkes sessiz. Yol hiç bitmesin, hiç bir yere dönmeden, upuzun gidelim duygusu hakim herkeste. Ortamda ıslak kokusu…   
    Aralık ayı, kar, soğuk, mandalina, örgü sepeti, yün, şiş, battaniye, çay, çekirdek, ve tv. Çoğu kadının hayalidir bu. Dışarıda lapa lapa kar. Her yer tatil edilmiş. Ev bir türlü ısınmıyor. Örgünü alırsın, kareli battaniyeyi dizine çekersin, yanında da çaydanlık. Bir taraftan tv izlersin bir taraftan örgü örer çay içersin. Ama tek başına zevkli olmaz, birde kız kardeş lazım battaniyenin altına. Böyle bir resimde burnumdaki koku kesinlikle mandalina kokusudur. Bu en aptal ama en zevkli kar tatili hayalidir. Örgü örmeyi beceremem ama sırf bu kare için kesinlikle bir sepet yünüm ve şişlerim vardır.  Erkekler bu resimdeki yün ve şişi meyve ve çekirdekle değiştirebilirler aslında.
   Kokulu kelimeler. Sihirliler. Son zamanlarda Kayrayla hayatımız da her şey sihirli. Kayranın sihirli çorbası, Kayranın sihirli oyuncakları, Kayranın annesinin sihirli ekmekleri. Bir sürü hikayemiz var, hepsi de sihirli.
‘Sihirli’ kelimesinin ise kokusu yok, sadece sesi var. Aynı yerde asılı, bir sürü minik kristalin, hafif rüzgarla birlikte, birbirlerine çarptıklarında çıkardığı ses sihrin sesi işte.
   Biz ilk önce resimlerin içerisinden geçiyoruz, yaşayarak. Geçerken de etiketliyoruz kareleri.
   Kimileri  olumlu, eğlenceli, pozitif, lezzetli etiketlemeyi tercih eder.Bir süre sonra onların karşısına böyle sihirli kelimeler gelir.  Kimileri ise… 

Mürekkebin Teslimiyeti…

     
İnsanlar çoğu zaman o kadar alışıldık yaşıyorlar ki. Farkındalıkları körelmiş  ve sadece mekanik.Bu hızda yaşarken yerden kalkan toz yolları bulanıklaştırıyor.
  Nesneler  hareketli yaşam içerisinde insanların işlerini kolaylaştırmak için sadece birer araçtırlar ama zamanla; kullanım süresine, kullanan insan veya gruplara, kullanıldığı yere göre öyle bir ruh kazanırlar ki, bazen onlara sadece eşya demek haksızlık olur.