Damlaya Sinmiş Nefes

Yaşanmışlıkların biriktirilmesi ruhu oluşturur. Beden, eşya, dünya ruhsuz halleriyle sadece fizik formüllerinde kalır. Kara tahta dolunca,  formüllere benlik kazanan renksiz tebeşir, silgi darbesiyle kendini havada bulur. Oysa ki mürekkeple zarif kağıtlara işlenen bedenlerde nefes izleri vardır. Kimse silemez. Tahtalar dolusu, tebeşirle yazılan formül olmaktansa, mürekkebin kağıt üzerindeki damlası olmak daha yücedir. Damlada ki hayat, havada asılı kalan tozdan daha özgürdür. Okumaya devam et Damlaya Sinmiş Nefes

Kim Bilir?

Okulda en nefret ettiğim ve neden tartışıldığını hiç anlayamadığım konu “Okuyan mı daha çok  bilir? Yoksa gezen mi?” idi.  Hatırlıyorum yine bu tartışmaların birinde, ben gezen bilir fikrini savunan kısmındaydım ama gönlüm karşı tarafta kalmıştı. İnanmadığım bir fikri savunmamı istediği için öğretmene de sinir olmuştum. Yıllar geçtikçe daha net anlıyorum; iki konu aynı türden değilmiş ki birbiriyle kıyaslansın, üstelikte bir taraf galip gelsin.

Okumaya devam et Kim Bilir?

Gerçeğin Ayracı

Geleceği merak ettiğim kadar geçmişi  hayal etmeyi de seviyorum. Tarihi romanları okurken olduğum yere ayraç koyup, anlatılan sahneyi, insanları, mekânları kendi imzam ile yeniden dizayn  ediyorum. Sonra sessizce kendi kapımdan romanın içine giriyorum.

 Karşıma öyle mekanlar çıkıyor ki bedeniyle, karakteriyle ruhuyla yaşıyorlar. Öyle insanlar çıkıyor ki, dönüp kendime bakıyorum ben neyim diye. Okumaya devam et Gerçeğin Ayracı

Bebeği Kıskandı!!

  Bir kadın ve bir erkek çok düşündükten sonra, bir çocuk yapmaya karar verdiler.  Malum hayat pahalı ve  hadi deyince karar verilmiyor çocuk yapmaya. Bir miktar birikim yapmak gerekiyor, en azından bir süre geleceğini garantilemek gerekiyordu. İkisi iki taraftan çalıştılar çabaladılar ve sonunda  bir miktar parayı denkleştirdiler. Hayatlarında çocukları için bir bölüm düzenlediler, kendilerine çeki düzen verdiler, bu kararlarını sevdikleriyle paylaştılar.
  Doğan çocuklarına ‘Evlilik’ adını verdiler.