Alone

500 Sayfalık Kitap Yazmışım

Bloğumun ara yüzünü düzenlerken gözüme ilişti; ilk yazımı 18/07/2011 yılında yayınlamışım. Kayra 5 ay 3 günlükmüş. O günü olmasa da o anı hatırlıyorum. Evi, oturduğum masayı, hatta o an, fotoğraf olarak gözümün önünde. Aynı zamanda o andaki hayallerim de… O günden bugüne 9 yıl geçmiş ve toplamda 269 yazı olmuş. Hepsini gözden geçirsek ve toparlasak ortalama 500 sayfalık bir kitap çıkabilir. Diğer açıdan bakarsak ben kalın bir kitap yazmışım da haberim yokmuş.

On yıl kuralını hatırladım. İnsanın herhangi bir konuda uzmanlaşması için 10 yıla ihtiyacı olduğunu var sayarsak eğer, önümüzdeki sene temmuz ayında ben profesyonel bir bloger olabilirim. Hayret verici bir diğer veri ise benim 42 yıllık hayatım da on yıl süren hiçbir şeyimin olmaması. Yani bu kadar farklı alanda bu kadar şey bilmeme rağmen ve hatta birçok alanda çoğu uzmanla yarışacak bilgi ve deneyime sahip olmama rağmen hiçbir konuda uzman olmamam ne ilginç. Mesleğim sorulduğunda ev hanımıyım diyorum ev hanımı senin gibi olmaz diyorlar. Yani klasik ev hanımı standartlarına da tam olarak uymuyorum. Bu, şu anda, hayatımın trajikomik bir dökümü sanırım.

Yıllarca kim olduğumu yazmışım ama eldeki bakiye net aslında; iki çocuklu ev hanımı. Aslında iyi bir ev hanımı, bence, iş hayatında kaliteli bir yönetici ile sağlam boy ölçüşür. Mutlu bir yuva ve iyi yetişmiş çocukları da düşünürsek kazancı da çok daha iyi denebilir.

Dokuz yıl 269 yazı ve buna günlükleri de eklersek eğer, ben devamlı yazmışım. Birçok farklı sektörden farklı işler yaptım. Kimi beş yıl kimi üç yıl sürdü ama bu kadar uzun süren, diğerlerine göre en kötü yaptığım ve iş bile diyemeyeceğim tek şey yazmak. Hobi mi, tutku mu, işlenmemiş yetenek mi, can simidi mi nedir bilmiyorum ama bu kadar uzun sürmesi çok ilginç.

 

Keşke demeden geriye dönüp hayatıma farklı bir senaryo yazsaydım eğer; ilkokula dönerdim. Yazdığım kompozisyonlara  silgili kalem hediye eden öğretmene döner ‘Bu çocuğun yeteneği olabilir dikkat et, yüreklendir, ailesini uyar’ derdim. Ortaokulda kısa hikayelerimi okuması için verip, sabah okula giderken yorum alabilmek için kapısında beklediğim edebiyat öğretmenine ‘ Bak bu çocuğun yeteneği var, olmasa bile çabalıyor, tut elinden, yol göster, klasikleri okut, edebiyata yönlendir, daha çok yazmaya teşvik et’ derdim. Lise de kendi kulağıma fısıldardım ‘Arkadaşların için sayısal seçme, senin sözelin kuvvetli, edebiyat oku’  Güzel bir üniversite de Edebiyat okurdum. İyi bir öğretmen olurdum. Beni seven, sayan ve hayatına dokunduğum bir sürü öğrencim olurdu. Diğer taraftan kitaplarım yayınlanmaya başlardı. Hem okurdum, hem öğretirdim, hem yazardım. Hayatımın sonuna kadar da sıkılmadan böyle yaşar giderdim. Son nefesimi de mutlu, başarılı, keşkesiz olarak verirdim.

Daha önce, hatta bu yazıya başlarken bile hiç bunları düşünmemiştim. Hani klasik sorarlar ya nasıl bir hayatın olsun isterdin diye sanırım bu yazı o sorunun cevabı oldu. Alternatifim olsaydı böyle bir hayatım olsun isterdim.

Geri dönüş yok. Bundan sonrası için, bulunduğum konumu düşünürsek ev hanımlığı dışında çok fazla alternatifim yok. Ki bu çocuklarımı sağlıklı yetiştirebilmek için bilinçli tercihimdir.

Daha fazla da denecek bir şey yok…. Nice dokuz yıllara şaşkınblog…

Not: Yazılarımı okuyan genç arkadaşlarım umarım bu kelimelerin arasından kendilerine ait bir şeyler  seçebilmiştir. Diğer okuyucularıma söyleyecek çok bir şeyim yok çünkü eminim birçoğu deneyimlerine dayanarak beni çok çok iyi anlamışlardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir