Annelik Tutsaklığına Gönüllü Oldum Ben

İki gündür deli deli düşünceler var aklımda. Doğru ile vicdan arasında preslenmiş hissediyorum. Misyonum annelik…

Annelik; bir kadını tek başına büyüten bir sorumluluktur. Aynı zamanda da en büyük tutsaklık. Cesaretin beslenirken, özgürlüğün anlam değiştirir. Hareketin artarken, alanın daralır. İçine çektiğin nefes derinleşirken, boğulmaya başlarsın. Doğruların, yanlışlarınla dans etmeye başlar. Mükemmele ulaşma arzun, seni vicdan bataklığına sürükler. O öyle bir bataklıktır ki, gözün kapalı içinde bulursun kendini. Kimsenin eli ulaşamaz sana. Tek çaren kendini affetmektir, ama bunu asla beceremezsin.

Birkaç seçeneğin vardır; ya kendini adarsın ve gönüllü olarak kaybolursun ya da kendinden geçmeden o yolda yürümeye çalışırsın. Başarabilirsen ne ala…

Dedim ya, kafamda deli sorular.

Bu zamana kadar hep kadının ne olursa olsun çalışması gerektiğine inandım. İnanmakla da kalmadım, şiddetle savundum. Hatta bazen daha da ileri giderek ev hanımlarını ciddi bir biçimde eleştirdim. Kadın çalışmalı, üretmeli, ayaklarının üzerinde durmalı, sosyalleşmeli, bir işe yaramalı, kimseye muhtaç olmamalı. Evde oturan kadın, dünyasını daraltır, vizyonu geniş olmayan bir kadın, iyi çocuk yetiştiremez. Ev hanımlığı, ne kısır döngüdür. Sarf ettiğin zaman, çaba, enerji seni bir yere götürmedikten sonra ne işe yarar ki?

Hayatımın çok uzun bir dönemini bu bakış açısıyla geçirdim. Gün oldu devran döndü,  ben kendimi,  çamaşır makinesi ve bulaşık makinesiyle sohbet ederken buldum.

Bu yeni dostlara alışmam çok da kolay olmadı tabi. Bir süre onları kendime layık görmedim. Ben çok daha önemli biri olarak ve çok daha önemli işlerim olmasına rağmen ne işim vardı bu ahbaplarla. Ama hayat onlarsız da olmuyordu. Kendileri sağ olsun, benim bu yukarılardan uçmamı pek hesaba almadılar zaten. Herkes kendi işine, deyip, çalışmaya devam ettiler.

Beni onlara mecbur bırakan ise anneliğimdi. Annelik muhteşem bir şeydi ama beni kendimden almamalıydı. Bu zamana kadar savunduğum gibi; kendimi kaybedersem annelik yapamazdım ki. Anne olmak için mükemmel olmak zorundaydım… Onlara örnek olabilmek için hata yapmamalıydım.    Mükemmeliyetçilik için debelendikçe daha çok kayboldum. Doğrularla yanlışları karıştırmaya başladım. En iyisini yapmaya çalışırken kontrolü kaybettim.

Mecbur kaldığımı düşündüğüm ev hanımlığının, kendi tercihim olduğunu ve hatta bu tercihi, çocuklarım doğmadan çok daha önce yaptığımı anlamam yıllarımı aldı.

Bir dönem; senin gibi bir kadının evde oturmasını aklım almıyor, ne zaman çalışmayı düşünüyorsun, bu potansiyelle aslında çok şey yapabilirsin, çocukların biraz daha büyüsün tekrar çalışırsın, hiç mi çalışmayı düşünmüyorsun, tarzı cümleleri sık duymaya başladım. Aslında beni ayıltan şeylerden birisi de bu yorumlardı.

Benim gibi bir kadın? Ben nasıl bir kadınım ki? Ne iş yapmalıyım ki? Alanım ne? Uzmanlığım ne?  Bildiğim çok şey var, yapabileceğim de çok şey olabilir ama şimdiye kadar yaptığım işlerin içinde en çok tutkuyla yaptığım şey neydi acaba?

Son soru beni anneliğe çıkardı. Hayatım boyunca kendimden geçerek, severek, tutkuyla, her şeyi feda edebileceğim tek şey annelikti aslında. Bu konuda biraz daha derin düşünmeye başladığımda ilginç bir şeyi fark ettim. Ben bugüne kadar yaptığım her işi, öğrendiğim her bilgiyi, ilgilendiğim her konuyu bir gün çocuklarımla paylaşabilirim, onlara öğretebilirim veya öğrenirlerken eşlik edebilirim düşüncesiyle yaptım. Daha onlar doğmadan ben kendimi onlara hazırlıyordum aslında.

Bugün dünyalar güzeli iki oğlum var. İkisi de birçok açıdan birbirinden inanılmaz farklı. Aralarında standart üzeri bir aralık var. İkisinin de birbirinden çok farklı eğitim metotlarına ihtiyacı var. Karakterleri, öğrenme şekilleri, hassasiyetleri, yetenekleri, zevkleri, tepkileri bambaşka.

Onlar iki, anne olarak ben tekim. Aralarındaki dengeyi kurabilmek, birbirlerine engel olmadan, kendi yollarında ama el ele gitmelerini sağlayabilmek, ihtiyaçlarına cevap verip, gelişimlerine destek olabilmek başlı başına eğitim, zeka, cesaret ve beceri gerektiren bir sorumluluk.

İşte ev hanımlığı denilen şey aslında bu sorumluluğun atelyesi. Bu açıdan bakınca yemek yapmak her gün tekrarlanan mecburi bir işten çıkıp, onlara yemeğin sadece karın doyurmak olmadığını, bunun bir kültür olduğunu gösterebilmek için bir fırsata dönüşüyor. Giyinmenin alelade bir şeyden ziyade, karakterlerini ve zevklerini geliştiren bir araç olduğunu anlatabilmek, temizliğin sağlıklı yaşamın bir parçası olduğunu gösterebilmek gerekiyor.

Bütün bunları doğru becerebilmek için özen, zaman, çaba ve detaylı düşünebilmek gerekiyor.

Sonuç olarak hayatın asıl anlamı detaylarda ve birinin bu küçük insanlara bunları göstermesi, yaşatması gerekiyor. Hayatlarını; sağlıklı, mutlu, kendilerine güvenli, başarılı ve lezzetli yaşayabilmeleri için modele ve desteğe ihtiyaçları var. İşte o model anne yani ben….

Annelik tutsaklığına, o yolda kaybolmaya gönüllü oldum ben. Derin nefeslerle boğulmak, vicdan bataklığında debelenmek tercihim.

Bu yazı sadece benimle ilgilidir. Her insan, her kadın, her anne sadece kendi misyonundan sorumludur….

Her zerrenin birbirinden farklı olduğu bu evrende ki en saçma kavram, kıyastır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir