kis-manzarali-dag-3-boyutlu-duvar-kagidi-3172-461410230318b

Dünyadan Rol Çalmak

Benim en ideal uyku düzenim;  akşam 9-10 gibi çocuklarla yatıp sabah, 3-4 gibi güne başlamak. Ne zaman yatarsam yatayım, ortalama günlük 5-6 saat uyuyorum. Ama erken yatıp, sabah veya gece de denilebilir dört gibi kalktığım zaman daha keyifli, mutlu ve enerjik olduğumu hissediyorum. Ne mi yapıyorum?  (Mesela bu gece, Tutunamayanları dinlerken desen çiziyordum) Genelde ya masama otururum, ya da okuma koltuğuma. Bugünlerde kafayı çizime taktığım için, kalkar kalmaz kağıt kalem alıyorum elime. Güzel bir çay demliyorum, sesli kitap, müzik, podcast artık o an canım ne isterse onu açıyorum.  Yazıyorum, çiziyorum, karalıyorum, okuyorum. İşin ilginç tarafı çok fazla da düşünmüyorum. Çünkü, sabah o saatlerde düşünemiyor insan. Bu en büyük avantajlardan birisi aslında. Önce karanlığa uyanıyorsun, sonra, yavaş yavaş gün ağarıyor. Sessizliğe uyanıyorsun, sonra, yavaş yavaş hayat uyanıyor.

Gün başlamadan rol çalıyorsun hayattan. Sahne sadece seninmiş gibi hissediyorsun ya da dünya sadece sana kalmış gibi. İstesen de acele edemiyorsun, gürültü yapamıyorsun, çok fazla ses çıkaramıyorsun. Yavaş, sakin ve sessiz olmak zorundasın. Seni asıl dinlendiren ve hareketli bir güne hazırlayan da bu arada kazandığın enerji.  Dinlediklerin beynine işleniyor. Gün içerisinde veya gece dinlediklerinden daha fazla kalıcı oluyor okudukların, duydukların.

Karantina’nın 41. Günündeyiz. Kırk bir aslında ne çok gün, ne çok sayı. Bazen arındığımızı düşünüyorum. Her sabah uyandığımda o günün duygusunu, rengini hissediyorum. Bunu yeni yeni fark etmeye başladım sanki. Pek kolay tarif edilemeyecek, farklı duygular. Bildiğimiz klasik mutluluk, sıkıntı gibi değil de daha farklı. Sanki daha önce hiç gitmediğin bir yere ilk defa gittiğinde, etrafa bakarken hissettiğin duygulara benziyor. Şaşkınlık, merak, heyecan ve soyutlanmışlık hali gibi. Her günü de böyle düşünebilseydik, ilk defa gittiğimiz bir yer gibi…

Düşünüyorum da belki ben bunları bugüne kadar  her sabah hissediyordum ama gürültü, kargaşa, koşturmaca, diğer insanlar, sorumluluklar, olaylarla birlikte  bol gürültü içerisinde anlayamıyordum. Ne hissettiğimi anlamak için sakinliğe ihtiyacım vardı. Ki benim için bu biraz da karışık ve komik. İlk olarak çok hareketli bir sosyal hayatım veya kalabalık ilişkilerim yok. Bu nedenle de çok gürültülü bir hayatım yokmuş gibi ama diğer yandan aslan gibi iki tane oğlum var kendileri tek görünümde 3-4 çocuğa bedeller. Bu durumda ise oldukça hareketli ve gürültülü bir hayatım olduğu söylenebilir.  Bu nedenle çok yorum yapamıyorum ama şu anda nispeten her açıdan daha sakin ve izoleyiz orası kesin.

Bu nedenle her sabah o günün rengini ve duygusunu hissediyor olabilirim. İnsan arındıkça, sakinleştikçe, temizlendikçe derinlerdeki bazı beceriler gün yüzüne çıkıyordur belki kim bilir. Ben hep insanın görünenden daha fazlası olduğunu ama etrafında oluşan kalın bir tabakadan dolayı bunları fark edemediğini düşünmüşümdür hep.

Çoğu insan kendine, diğer insanlara ayırdığı kadar zaman ayırmıyor. Onların duygu ve düşüncelerine verdiği kadar, kendi duygularına önem vermiyor. Onları kırmamak, incitmemek için gösterdiği özenin onda birini kendine gösteremiyor. Hep en arkada kendini bırakıyor, en çok kendini hırpalıyor, en çok kendi duygularını görmezden geliyor. Böylece de kendinden uzaklaşıyor, tanımıyor, ne isteyip istemediğini, neye yeteneğinin olup olmadığını bir türlü göremiyor. Bu nedenle de fırsatı olsa dahi hissettiklerine anlam veremiyor.  Zaman geçtikçe de geriye dönmek daha zor oluyor.

Benim sabah saltanatım saat yedi  de Kayram’ın uyanmasıyla son buluyor tabi. Sonra gün başlıyor. Bazen oldukça hareketli, bazen inanılmaz keyifli, bazen de çok stresli geçiyor.

Aynı benim günümün rengi gibi onlarında renkleri var. Artık uyandıkları anda az buçuk anlayabiliyorum ruh hallerini ve pek de yanılmıyorum. Günlerine genellikle o renk hakim oluyor. Üçümüzün o günkü renkleri birbirine karıştığında ise günümüzün gidişatı belli oluyor. Açık, baskın, sıcak, soğuk, artık ortaya ne çıkarsa. Eğer birimiz o gün siyahsa hepimiz kararabiliyoruz ya da, birimiz keyifliyse hepimiz neşelenebiliyoruz. İkiye-bir çoğu zaman baskın geliyor.

Bütün bunları algılayabilmek ya da bu pencereden bakmak bana ne kazandırıyor? Bazen önümü görmemi ve gardımı almamı sağlıyor, bazen tahammül gücümü, bazen de keyfimi artırıyor. Benim gibi güven sorunu olan biri için, belirsizlik en büyük kabustur. Bu da belirsizliği kaldırmak için tasarladığım metodlardan biri olabilir kim bilir?

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir