2abdc4250f2b2bd03c170c1169af8dc5_basarmak-yetmez-blog-850-c-90

Enerji Nereden Gelir?

Hayatta en korktuğum şeylerden biri enerjimin azalmasıdır herhalde. Çünkü insanın beyninin, ruhunun ve bedeninin hızı bir şekilde birbirine uymak zorunda. Genelde beyin yavaş olursa beden de yavaş ilerliyor.  Eğer sosyal yaşamını etkilemiyorsa, etrafındakileri deli etmiyorsa, ana sorumluluklarını yerine getirebiliyorsan problem yok. Hatta bazen iyi bile sayılabilir çünkü şu dönemde çoğu insan  hızını yavaşlatma çabasında.

Tabi bu ikisi aynı şey mi o tartışılır yani miskinlikle, uyuşuklukla, kontrollü sakinlik aynı kefeye koyulabilir mi?  Ha çok zeki olup sakin olan insanlar da var ama parmakla gösterilecek kadar azdırlar sanırım. Ya da dediğim gibi kontrol seviyeleri çok yüksektir. Onlar da arta kalan enerjiyi genelde düzenli sporla atmaya çalışırlar. Sonuçta yine aynı teori; beyni hızlı çalışan insanların enerji miktarları fazladır. Çünkü beyin hızlı tüketir ve hep bir sonrakine geçmek ister ama fiziksel güç bunu karşılayamayabilir. Gözler daha sağdan sola dönmeden beyin ortamı taramıştır bile. Ayak adımını atmadan zihin gitmiş gelmiştir o yolu. Karşıdaki daha cümleyi bitirmeden denilen anlaşılmış cevabı hazırlanmıştır. O yüzden uzun konuşmalara tahammül edemezler ya devamlı konuşma kesicidirler ya da dikkatsiz dinleyici. Tabi bu konuda kendilerini eğitene kadar.

Yıllarca bu beynimin, ruhumun ve bedenimin hızlarını dengeleyemedim ben. Her biri ayrı bir yerden çekiştirdi ve ben oluşan kaosun nedenini bir türlü anlayamadım. Her şey mükemmel olsun diye çabaladım, istediğim gibi olmayınca büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Her yaptığımdan pişman oldum, daha fazlasına ulaşmaya çalıştım, bunun için kendimle birlikte etrafımdakileri de zorladım, malzemelerim tamam olmadan işe başlamadım, derken çok hırpaladım ve hırpalandım. Bir saatten sonra baktım bu şekilde yola devam edemiyorum. Hiçbir şey mükemmel olmuyor, hiçbir şeyi kontrol edemiyorum, devamlı huzursuzum, gerginim, panik halindeyim, her şeyden korkuyorum. Yani yaşam kalitesi diye bir şey kalmamış bende. Bu şekilde gidemem dedim. Çocuklarımla ilişkim de mahvoluyor. Bu düşünceler içerisindeyken bir uzman bana dedi ki ‘Dikkat et, çocukların hayatla ve problemlerle mücadele etme yöntemlerini senden öğreniyor’  Yani; ben problemlerin üzerine gidersem bunu görecekler, sorunları görmezden gelirsem bunu uygulayacaklar, devamlı her şeyden şikayet edersem onlar da böyle yapacak. Sonra onları gözlemledim ve bana denilen doğruydu, çocuklarım farklı şekillerde eko yapıyorlardı. Biri sözlü, diğeri davranış olarak beni aynalıyordu. Bu önce beni çok korkuttu. Üzerimde çok ağır bir yük ve sorumluluk hissettim. Hata yapma, zayıf olma, şikayet etme, pes etme hatta depresyona girme lüksüm bile yoktu sanki. Başlangıçta bu çok ağır geldi. Sonra yavaş yavaş alışmaya ve denge kurmaya başladım. Yeri geldiğinde onlara benim de hata yapabileceğimi, yorulabileceğimi, yalnızlığa ihtiyacımın olabileceğini anlattım. Fakat genel anlamda da değişmeye başladım.

Öncelikle beklentilerimi azaltma üzerine çok uğraştım, ardından anı yaşamakla. İkisi de çok zor beceriler ve ha deyince olmuyorlar ama yavaş yavaş ilerleme kaydediliyor. En zoru kontrol ve mükemmeliyetçilik konusunda oldu. Hala da bu konularda uğraşıyorum.  Daha  birçok konuda da kendimce çabalıyorum.

Bütün bu çabanın tek bir nedeni var o da insan yetiştirme çabam. Çocuk büyütülür. Az çok kafası çalışan, biraz imkanı olan her insan çocuk büyütebilir. Temizlik, bakım, yemek, giyim ve koruma sağlanınca her çocuk öyle böyle büyür.

Fakat insan yetiştirmek çok başka bir şey. Sadece bakım ve korumayla bitmiyor iş. O çocuğun birçok alanda kendine ve dünyaya faydalı olabilmesi, kaliteli bir yaşamının olabilmesi, kendinden sonraki nesillere iyi gen aktarabilmesi için sağlam yetişmesi gerekiyor. Kendinden önce gelen, yüzyıllardır aktarılan kötü kalıtımsal özellikleri temizlemenin tek yolu bu. Çünkü net ve kanıtlanmış olan bir şey var, öğrenilen bilgi genlerle sonraki nesillere aktarılıyor. Bilgi proteine dönüşüyor ve DNA ya aktarılıyor. Kimilerine göre bunlar çok ince, derin, gereksiz, saçma düşünceler. Çocukları rahat bırakmalıyız, baskı yapmamalıyız, zorlamamalıyız doğal ortamda büyümeliler. Evet ben de bu son kısmı anlatmaya çalışıyorum aslında. Çocuklar DOĞAL ORTAM da büyümeliler. İşte o doğal ortam bizleriz. Bizler kendimizi düzelterek, toparlayarak, eğiterek ancak onları eğitebiliriz zaten. Bizden sonra da devreye okullar ve sosyal ortamları giriyor. İşte ipin koptuğu nokta da orası oluyor ya. Çocuklardan ailelerin problemleri ayna gibi okunuyor. Onlarla, öğretmenin ortalamasını al, işte sana sosyal ortam.

Bir gün, bir arkadaşım ‘Her çocuk, hepimizin çocuğu demişti. Biz kendi çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirsek neye yarar ki? Bu çocuklar büyüdüklerinde sosyal yaşamlarında kimlerle birlikte olacaklar? Bunun için bütün çocukların yetişmesi gerekiyor’ . Bu bakış açısı çok hoşuma gitmişti ve beni inanılmaz düşündürmüştü. Çocuklarımız kiminle aynı sınıfa gidecek, kimlerle oynayacak, kimlerle okuyacak, arkadaş- sevgili olacak ve aile kuracaklar.

Çember başa döndüğünde ortaya çıkan şey ‘Sen kimsen, çocuğun da o olacak’. İçinde yaşadığın çevre ne ise çocuğun yetişme sahası da o alan.  İnsanın kendi üzerinde çalışması, kendini tanıması, yanlışlarını düzeltip becerilerini artırması aslında çocuk yetiştirmenin büyük bir parçası. Bütün bu çabayı daha çok çocukların için yapmak zorundasın.

Tabi ki hiç kimse mükemmel olamaz, bütün arızalarımız düzeltilemez. Hatta öyle şeyler var ki çocukluktan yerleşen, yanlış olduğunu bilsen de değiştirmek için çok geç. Kendini ve çocuklarını biraz gözlemlersen her şeyi net olarak görebilirsin. Mükemmel olmaması hiç çaba sarf etmemeyi gerektirmez. Mükemmel anne yok, mükemmel çocuk yok sadece kendine emek veren ve vermeyen insan var.

Bu bakış açısı herkesin işine gelen bir açı değil. Anlaşılsa da uygulamak için ataleti yenmek gerek. Ataleti yenmek ve o iç sesi bastırmak ise hatırı sayılır bir güç gerektiriyor. İşte her insan bunu yapamadığı için, yapan insanlar ve çocukları farklı oluyor. Ben kendi adıma daha o çizgilere ulaşabildiğimi düşünmüyorum fakat en azından çaba sarf etmek bir nebze de olsa içimi rahatlatıyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir