giris4588

Görünen Resme Yazılan Hayatlar

2018 Eylülde geldik İstanbul’a. İki aya kadar üç yılımızı tamamlayacağız. Koskoca 3 eğitim öğretim yılını ve daha neler neler tamamladık. Bazen görünen bir yıldır, ama onun arkasında beş yıla sığacak hayat vardır. Bazı insanların yaşanmışlıkları, yaşlarından kat kat fazladır. Bazı çocuklar, bir gibi görünür, beş çocuk enerjisine sahiptir, yaşı dokuzdur ama aslında dörttür. Hatta bazen belirli yaşlarda takılır ve yıllarca aynı yaşı yaşayabilirler. Aynı şey bazı yetişkinler içinde geçerlidir; zaman, ömür geçer ama bakarsın ki orada takılmış yıllarca aynı yaşı yaşar dururlar. Demem o ki; zaman denilen, bizim yatay olarak düşündüğümüz ama aslında çok boyutlu olan kavramla insanoğlunun metabolizmasının uymadığı çoktur. Hele kendi hayatıma baktığımda, normal insana göre biraz daha fazla gibi görünüyor bu uyumsuzluklar. Ama etiketlerimiz mecburen zamana endeksli işte.   

Arkada bıraktığımız üç yıla dönüp baktığımda, bazen kendim de inanamıyorum yaşadıklarıma. İçerisinde yaşarken anlayamadığım fakat dışarıdan bütüne baktığımda görebildiğim o kadar çok şey var ki. Can, bebek arabasındaydı geldiğimizde, ardından doğrudan scoothera geçti. O zaman çok gülüyorduk buna ve Kayra’nın okul, rehabilitasyon camiası Can’ı scooterla kayarken beni de koşarken hatırlıyordu. Kayraya yetişebilmemiz için ikimizin de başka şansı yoktu ki, daha  hızlı ve pratik olmak zorundaydık. Hatta bir gün kadının biri yanımdan geçerken ben çevirdi ‘İlk defa seni yürürken görüyorum’ dedi. Normal şartlar altında da yapım hiperaktif sayılabilecek seviyedeydi ama o kadar mıydı bilemem.

İstanbul’a tanımadığım, hayatta yaşamam dediğim şehrin göbeğine yerleştim. Aylarca mahalleden çıkmadım ve bir gün Kayra okuldayken bütün cesaretimi toplayıp Can ile birlikte dolmuşla Kadıköy’e gittim. Terapistime anlatırken o kadar heyecanlıydıım ki ‘Ben Kadıköy’e gidebildim inanabiliyor musun? ’ dedim,  ‘Senin gibi bir kadın için, bu olay  neden bu kadar şaşırtıcı’ dedi. Hayat insanı öyle yerlerden öyle yerlere alıp götürüyor ki, her seferinde yeni bir insana dönüşüyorsun. Asla yapamam dediklerini su gibi yapar, benim için çocuk oyuncağı dediklerini, hayatta yapamam der oluyorsun. Hayatım benim kontrolümde derken, kendini olmadık erlerde olmadık şekillerde buluyorsun ve hala hayatım benim kontrolümde demeye devam ediyorsun. Çünkü başka türlü yaşamayı bilmiyorsun ki. Teslim olmayı, inanmayı, güvenmeyi, korkmamayı bilmiyorsun ki.

Zaman içerisinde hayatımız yoluna girdi. İnsanın hayatının yoluna girmesi ne demek olabilir? Öylesine söylenmiş bir cümle değil bu, ya da genel olarak hayatı ifade edecek bir cümle değil. Bu; genel süre içerisinde, başımıza gelen sıra dışı, beklenmedik olayların veya problemlerin azalması demek. Rutinlerin artması demek. Ana konuların belirlenmesi demek. Eğitim, alışveriş, sağlık, ev düzeni, ulaşım, sosyal çevre gibi. İşte iki çocukla benim bu hayatı kurmam iki yıldan daha fazla zaman aldı. Yeterli sosyal çevreye sahip olmayınca birçok şeyi deneme yanılma yoluyla keşfettik. Bu arada tabi kendimin ve çocukların psikolojisini ayakta tutabilmem en zor aşamaydı. Çıldırdığım, tükendiğim, hastalandığım, çaresizliğe düştüğüm zamanlar çok oldu ama her seferinde bir şekilde yeniden toparladık.

Beklentilerini azalt, kontrolü gevşet, olanı kabul et, kendine saygı göster, vicdanının sesini kıs. Bu süreçte öğrendiğim en önemli öğretilerden birisi de ‘Güçlü olmak zorunda değilsin, sadece problemleri karşılamayı öğren’ di.

Velhasılı zaman geçti, çocuklarım biraz da olsa büyüdü, ben alıştım, hayatımızın rutinleri arttı tam rahat edeceğiz derken virüs dalgası geldi, hooop zar zor yoluna koyduğum hayat tepetaklak oldu. Her şey neredeyse sıfırlandı ve ben tek başıma iki çocukla eve kapandım. Yeni maceramız başladı. Bu büyük bir krizdi ve yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Hızlı bir şekilde yeni bir sistem kurmak zorundaydım ve kurdum da . Uzun süre de başarılı bir şekilde yönettim. Çocuklarımın ve kendimin en az hasarla devam etmemizi sağladım. En önemlisi onların psikolojleriydi. Evde kalmaları, bunalmaları bir yana onlar için en zoru babalarını özlemeleriydi. Her şeye çare bulabilsem de buna bir çarem yok ne yazık ki. Bu konuda elimden bir şey gelmiyor. Dağın arkasında da olsa şükrediyorum ki babaları var, kamerayla konuşuyorlar, geleceğini biliyorlar. Onları gördükçe  olmayanlara içim misli misli yandı, onları anlayabilmem mümkün değil.

Bugün karantina döneminin 90. Günündeyiz. Yani üç ayı tamamladık. İki gün önce aldım çocuklarımı Sapanca taraflarına gittim. Bir gece kaldık. Ben bu kısa mola’nın bizim için bu kadar kıymetli olabileceğini tahmin etmemiştim. O kadar iyi geldi ve o kadar mutlu oldular ki. Bu bana onlarda ki hasarın, sıkılmışlığın,  benim düşündüğümden çok daha fazla olabileceğini düşündürdü. Mesajı aldım en azından bir şekilde çocuklarımı buradan çıkarmalıyım.

Bana gelince, ilk defa orada çocukların arkasında sakin sakin yürüyüp onları izlerken, diğer yandan insanların bana bakışlarını fark ettiğimde   ‘ Ben yalnız bir ebeveynim galiba’ dedim. Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Bana bakanların gözünden kendime hikayeler yazdım. Kendi aralarında ne konuşuyorlar acaba.

Biri engelli olmak üzere hareketli iki çocuk ve ufak tefek yalnız bir kadın. Bu resme ne hikayeler yazılabilir acaba. Gerçekten bunu çok merak ettim.

Sonra üç yıl öncesine, o Kadıköy’e dolmuşla gittiği için havalara uçan kadına döndüm, sonra bir üç daha öncesine Azerbaycan kanalında ‘ Kahraman kadınlar’ programına ropörtaj veren kadını hatırladım, ondan bir on yıl öncesine yöneticilik yapan, kimsesiz çocuklar için dernekler kuran iş kadınını hatırladım….

O iki çocuklu yalnız kadına bakanların yazdıkları hikayeleri bilemem ama şöyle bakınca benim ki de fena değil haniJ

Şimdi normalleşme sürecine girdik fakat benim bir sorunum var benim beynimde ‘normal’ kavramı yok. Orta yok, standart yok, yumuşak geçiş yok. Ha hep var ya hiç, ya aşağı var ya yukarı, hep uçlar var. Onun için ya kendimizi aynı şekilde korumaya devam etmeliyiz ki bu süreçte bu çok çok zorlaştı. Ya da Allaha güveniyorum deyip, bismillah çekip çıkacağız dışarı. Bir öyle bir böyle olmuyor çünkü yapamıyorum ben. Son bir hafta da anladım ki adam gibi normalleşemiyorum ben. Bahçeli bir ev bulup hem İstanbul’dan kaçayım hem de biraz izole olalım dedim olmadı. Artık burada ilk dönem gibi eve kapanmamız mümkün değil. Dışarı çıkmaktan başka çaremiz yok.

İçinde bulunduğumuz dönemin gündemi ‘normalleşme’ çabaları denilebilir. Artık bunu nasıl becerebileceğimizi de adım adım göreceğiz sanırım. Şu aralar gündemimizi ve planlarımız ışık hızında değişiyor. Neler olacağını gerçekten ben de merakla bekliyorum desem yalan olmaz.

“Görünen Resme Yazılan Hayatlar” için bir yorum

  1. Çox gözəl içdən yazılmış bir yazı.çokda kövrəldim okurken.Deyerlimiz siz hep böyle yazılarla terapi edirsiniz.gözel bir şey.Olanları,eksikleri,olacakları yazarak gösteriyorsunuz.çoook teşekkürler Deyyan hanım.
    İnşeAllah sınaklarınız biter.hüzurlu yaşam diliyorum.harikasınız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir