244b1f348420cafde34c6fdc804e6b5a

Hayatı Hangi Dilden Okuyorsun?

Bugün bizim evde 29. günümüz. Düşünüyorum ama inanamıyorum. İşin tuhaf tarafı hatırlayamıyorum. Sanki başka birilerinin hayatını izliyormuşum gibi geliyor. Çocuklar yine beklediğimden daha iyi idare ediyorlar. Kayra son iki üç gündür pencerelerde ama bir şekilde oyalanıyor. Duygusal olarak çok farkında olmadığı için endişesi korkusu yok, tek derdi dışarısı. Can için durum çok daha farklı; görünürde keyifli ama ara sıra hiç beklenmedik anlarda patlamalar yaşıyor. Evde televizyon ve benden başka yetişkin olmamasına rağmen mikrop kelimesi duymak istemiyor. Devamlı ellerini yıkıyor ki ben o kadar yıkamıyorum. 

Online derslerinin başında öğretmenler bu konuda uyarılarda bulunduğu için derslere katılmak, izlemek istemiyor. Son birkaç gündür bana uzaktan öpücük atıyordu, anlamıyordum. Bugün sabah gel oğlum öpeyim dediğimde bağırarak ağlamaya başladı ve öpemezsin mikrop geçer, ne zaman bitecek bu dedi. O an anladım durumun ciddiyetini. Beş yaşındaki ruhunda ne fırtınalar kopuyor. Gel konuşalım dedim. Güvende olduğumuzu, evimizden çıkmadığımız ve kimseyle temas etmediğimiz için evimize mikrobun girmediğini, bilim adamlarının laboratuvarlarda çalıştığını, aşı bulup virüsü yok ettiklerinde bize çıkabilirsiniz diyeceklerini,  bir problem olduğunda Alper doktorun bize yardım edeceğini anlattım. Bana güvenebileceğini, onu ve Kayrayı her zaman koruyacağımı, evimizin güvenli olduğunu ve herhangi bir şeye canı sıkıldığında benimle konuşabileceğini, elimden geleni yapacağımı söyledim.  Bir miktar rahatladı. Bu kadar az bilgiye maruz kalmasına rağmen çok fazla etkileniyor. Diğer çocukları düşünemiyorum bile.

Konuşuyorum, anlatıyorum, güvende hissetmelerini sağlamaya çalışıyorum. Anladım ki ciddi bir kriz yönetimi gerekiyor.

Ya ben? Bazen diyorum ki; sadece onlar değil, ben de karantinadayım. Benim de sıkılma, bunalma, boğulma, endişe, korku, öfke, panik gibi duygular hissetmem gerekiyor sanki.  Bir yerlerde kesin hissediyorum çünkü ara ara kelimeler dilime gelip gelip gidiyorlar. Sonra yok ya diyorum, aslında ben böyle hissetmiyorum, bu öğrenilmiş çaresizlik, toplumsal baskı, sürü psikolojisi, takılma Deyyan.  Hemen hayat dilimi değiştiriyorum. Kendimde en sevdiğim şeylerden biri bu hayat dilini değiştirebilmek.

Hayatı okumak diye bir tabir vardır. Sessizce kenara çekilir ve yorumsuzca etrafında olup bitenleri izlersin. Ne, neden, nasıl oluyor? İnsanlar, ilişkiler, olaylar… Gözlemlersin, anlam vermeye çalışırsın, sonra dayanamaz yorumlar yaparsın. O yorumların önyargılarınla, bilinçaltınla, anlam veremediğin duygularınla harmanlanan sonuçlardır. Sonra kendi yorumlarına inanır hale gelirsin. Gerçekte olan biten artık senin diline çevrilmiştir. Çeviri ne kadar doğru ne kadar gerçekçi tartışılır. Bu zincir devam ettiği sürece, hayalle-gerçeğin, geçmişle – geleceğin, doğruyla – yanlışın karmaşasında kaybolur hayattan uzaklaşırsın.

Bu bir dildir, her insanın kendine özgü dilidir. Fakat hayatı okumak için tek dile mecbur değiliz. İnsan isterse farklı birçok dil öğrenebilir. Örneğin mesleğin, yaptığın iş senin için bir hayat dilidir. Etrafında olan biten her şeyi onunla yorumlar, onunla eşleştirir, güvenliğini öyle sağlarsın. Şairsen ayrı, ressamsan ayrı, marangozsan apayrı bakarsın, yorumlarsın hayatı.

İşte ben,  hayatı okuduğum dilleri, farklı hobilerden, merak ettiğim konulardan öğreniyorum. Bir sürede, kendimi, etrafımı, olayları, insanları onların üzerinden yorumluyorum.  Beni tanıyan insanlar yine farklı şeylere takıldığımı, bir süre sonra sıkılacağımı, maymun iştahlı olduğumu, hatta bazıları gereksiz şeylerle uğraştığımı düşünüyor. Oysa ben o bilgilerle hayatı okumayı, farklı pencereler açmayı seviyorum

Şu günlerde beş elementle ilgili bir kitap var elimde. Ateş, toprak, hava, su, akaşa. Her insanda bulunan miktar ve şiddetleri değişen elementler. Amacım kitabı anlatmak değil ama bitirince bununla ilgili bir yazı yazmak isterim.

Birkaç gündür her şeye elementlerle bakıyorum. Davranışları, kendimi, fiziksel ve ruhsal halimi, ailemi, olayları elementlerin dilinden yorumluyorum. Bak ateşi yükseldi, topraklanması lazım, senin burcun hava mı ateş mi, suyun azalmış. Ateşle toprak nasıl anlaşır? Ya hava için en iyi eş hangi element olmalı?  Hem çok eğleniyorum, hem de çok şaşırıyorum. Yeni bir şeyler bulduğum için heyecanlanıyorum ve az da olsa içinde bulunduğum durumdan çıkıp nefes alabiliyorum. Ben yıllar sonra neden devamlı çay, kahve peşinde koştuğumu anladım ya; meğer ateşim yüksekmiş, onun için dikkatimi toplayamıyormuşum, hareket isteğim artıyormuş. Sakinleşmek için içiyormuşum. Çok komik değil mi…

Bu benim enerjimi ve keyfimi artırıyor.

Böylece çocuklarımın yaşadığı süreci hafifletiyorum. Bunu beceremesem bile en azından kendi gerginliğimi ve stresimi onlara yüklemiyorum. Ha tabi ki her şey güllük gülistanlık değil, tersim de ters. Çıldırdım mı çıldırırım ama ne yapayım bazen kötü polis olmam gerekiyor. Bunlar standart, virüs var diye  daha fazlası yok yani.

Altı yaşına kadar çocuklar anneleriyle birlikte nefes alıp verirler. Ruh halleri tamamen birbirlerine bağlıdır. Kayra yaştan bağımsız benim ruh halimle paralel gidiyor. Ben hareketliysem onlar da hareketli, sakinsem sakinler. Beni bunu anlamam, anladıktan sonra kabullenmem yıllarımı aldı. Ama öyle.

Bu nedenle bazen ben üç kişilik yaşadığımı hissediyorum. Ayrıca sadece kendimden bahsetmiyorum. Eminim ki benim konumumda olan veya bu yaşlarda çocuğu olan her anne için aynı şey geçerli.

Bildiğim şeylerden birisi bu dönemde sağlam, her açıdan sağlıklı olabilmek için farklı teknikler bulmak gerektiği. Benim tekniklerimden birisi farklı bilgilerle diller geliştirme. Eğlenceli, keyifli, şaşırtıcı, heyecanlı.

Hiç kimse, hiçbir zaman gerçeği bilemez o zaman özgürüz…..İstediğimizi istediğimiz gibi okur yazarız…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir