Looking over the horizon. (Image from swissre.com ad.)

Huzur Odası

Son zamanlarda çokça karşıma çıkan veya şöyle de düşünebiliriz son zamanlarda farkındalığımın yüksek olduğu kelimelerden birisi Tekamül.

İnsan ne kadar sakin, dingin, sade ve yavaş olursa etrafını görmesi, duyması ve okuması da bir o kadar kolay oluyor. Ne yazık ki benim hayatım için bu kelimeleri kullanmak pek mümkün değil. Öncelikle kendi hareket hızımın fazla oluşundan, ardından buna bağlı olarak çocuklarımın hızlı oluşundan ötürü sakinlik, dinginlik dışarıdan pek bize uygun kelimeler gibi görünmüyor.

Şikayet etmiyorum çünkü bu yaşam şekli ve özellikle çocuklarım bana yeni beceriler kazandırdılar. Bir şekilde,  hayatı da hızlı okuma alışkanlığı edindim. Diğer yandan gürültü ve kargaşanın içinde hedefe odaklanmayı öğrendim, aynı anda birden fazla şeyi yapmaya mecbur kaldım. Dinginliğin dışarı kadar içerde olması gerektiğini anladım.

Bir şekilde önce zihnimde, sonra hayatımda kaçıp saklandığım bir huzur odası yaratmayı başardım. İşte, yaptığım işlerin, okuduğum kitapların, yazılarımın çıktığı yer huzur odası. Gündüz zihnimde bir torbayla geziyorum. Gördüklerimi, duyduklarımı, fark ettiklerimi, okuduklarımı atıyorum torbaya. Gece hayat uykuya dalınca çekiliyorum odama, döküyorum torbayı halıya, çocuk gibi  tek tek inceliyorum, seyrediyorum, birleştiriyorum, değiştiriyorum bazen de tamir ediyorum. Sonra da hasılatı bir bir yazıyorum deftere.

İşteee son zamanlarda benim torbadan sık çıkan kelimelerden biri Tekamül. Hayatı okumak dedik ya işte bu okuma kurallarından biri hatta en önemlisi şudur: Karşına çıkan şeylerin, yaşadığın olayların, duyduklarının, gördüklerinin sen farkında olmasan bile mutlaka bir anlamı vardır. Kimi mesajdır, kimi seni bir şeylere hazırlamak içindir, kimi senin unuttuğun duandır ya da sana dönen bedduan, kimi de ileride yaşayacaklarına dair bir fragmandır, belki filmin tamamını gördüğünde haaa diyeceğin bir sahnesidir.

İşte anlatılan okuma kuralına uygun olarak düşünürüm ki, bu kelime bu kadar karşıma çıkıyorsa, biraz evirip çevirmek lazım gelir.

Tekâmül;  Etimolojik kökeni Arapçadan geliyor ve anlamı; gelişme, olgunlaşma, kemale erme diyor sözlük. Ciltlerce kitabı bırak, insan ömrüne sığmayan bir kelimenin en saf anlamı gelişme…

İnsanın, gelişim programının ilk adımı, buna olan ihtiyacını fark etmesi ve istemesi olmalı. İşin püf noktalarından birisi bu aslında; hangi insan gelişmek, olgunlaşmak ister? Hayatından memnun olan, sahip olduğuyla haliyle yetinen, problemi olmayan, olan problemleri görmezden gelen, çok fazla neden, nasıl sorusu sormayan, hiçbir şeyi merak etmeyen, toplum ve ailesi tarafından ona biçilen kıyafetle yaşamaktan memnun olan insan gelişmek ister mi? İstemez. Gerek duymaz, bazen de korkar. İşin ilginç tarafı o istese de istemese de hayat bir şekilde onu yoğurur. Gelişimi bilemem ama ilk kanun, değişimdir. Çokça karıştırılsa da her değişim, gelişim anlamına gelmez.

Benim bu olgunlaşma yolunda gördüğüm insanların ortak özellikleri,  hayata dair var olan sıkıntıları problemleri ya da bir türlü yenemedikleri huzursuzluklarıdır. Bir şeyler dürtüp rahatsız etmediği sürece bir insanın arayışa girmesi, daha iyinin peşine düşmesi, zor.

Bu insanların yaşamla bir dertleri vardır ve oldukları halleriyle baş edemeyeceklerini fark ederler. Bunun için de daha iyisi nedir diye arayışa girerler. Bazen dünyevi bir dert olur bazen de ruhsal tatminle ilgili olur. Ne yaparlarsa yapsınlar içlerinde hep bir boşluk vardır ve bir türlü dolduramazlar bu boşluğu.

İşte bu tür insanlarda, bir şekilde başlar tekamül yolculuğu. Bir ömre sığmayan, adım adım ilerlenen, bazen yanlış yollara sapılıp kaybolunan, bazılarının yolun karanlığıyla baş edemeyip son hız geri döndükleri güzel ve değerli yolculuk. Yolun sonunda ziyade, yolculuğun kıymetli olduğu bir deneyim. İnsanın zihni, bedeni ve ruhuyla birlikte ilerlemek zorunda olduğu, geride kalanın diğerlerini de geri çevirdiği zorlu bir yolculuk.

Geri dönenler iyi bilirler ki hazır olmadan çıkılmaz bu yola. Yol arkadaşlarını; zihnini, bedenini, ruhunu tanımadan, kendini bilmeden hiç çıkamazsın hele.

E ben zaten kendimi bilmek için, gelişmek, olgunlaşmak için uğraşmıyor muyum ki zaten? Bu nasıl bir çelişki? Yola çıkacak kadar kendimi tanırsam ne gerek var ki o zaman bu maceraya?  Diye sormazlar mı adama, sorarlar. Hazırlık aşamasında kendini bilmek,  eldeki malzemeyi tanımak demek aslında.           Gelişmek, olgunlaşmak ise malzemeleri harmanlayıp, soslayıp, dinlendirip, pişirip kıvamında bir yemek hazırlamak demek.

İnsanın kendi üzerinde çalışması, ilk önce zihnini, sonra bedenini ve son olarak ruhunu tanıması, duygularını, düşüncelerini, tepkilerini, ilişkilerini, acılarını, doyumlarını, kaçtıklarını, sığındıklarını, görmezden geldiklerini, sahip olduklarını, hayallerini, tek tek, acele etmeden, önüne koyup incelemesi gerekiyor. Peki bunlar nasıl yapılır ki?

İnsan kendini okumaya nereden başlar? Huzur odasından…..

(Kimbilir belki devam eder)

Mayıs 20217/İstanbul

Gece 3:00

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>