Colorful-and-minimalist-architecture-photography-by-Stefano-Cirillo9

Minimalist İtiraflar 3. Bölüm: Tatil Dönüşü Kafama Taş Düştü

Olayın sadece ev ve eşyalarla ilgili olmadığını, hayata bakış açısıyla, yaşam tarzıyla ilgili olduğunu fark etmek gerekiyor. Bu nokta da temizlik ve düzenin hayatın her alanında uygulanması gerektiğini idrak edebilmen ve sonrasında, uygulama, alışma ve sürdürebilme aşamalarını adım adım geçebilmen gerekiyor.

Ben bu kadar çabaya ve zamana rağmen hala o aşamaya gelememiştim. Geldiğimi sanıyordum, elimden geldiğince eşyaları azaltıyor kalanları düzenliyordum ama yine de istediğim gibi olmuyordu.

Geçen yılın son zamanlarında bir aylığına Fethiye taraflarında bir eve yerleştik. Malum pandemi süreci ve kış ayı yani amaç bilindik tatil değil de biraz daha nefes alabileceğimiz bir ortamda eve kapanmaktı. Yazlık olarak dizayn edilmiş üç katlı güzel bir villaydı. Alan geniş ve ferahtı. . Bir ay boyunca ben buradaki evin neredeyse iki katı büyüklüğünde bir alanı temizledim, yine aynı sistem yemek yaptım, çamaşır yıkadım ki burada günlük yıkamıyorum ama orada çocuklar bahçede oynadıkları için her gün makine doluyordu. İş yükü aşağı yukarı aynı olmasına rağmen ben bir ayda beş kitap bitirdim, ayrıca mandalalarımı ve makromelerimi, bunun yanında da meditasyonlarımdan yazılarıma kadar daha birçok şeyi rahatlıkla yapabildim. inanılmaz dinlendim. Bu arada Hakan sabah on akşam altı hatta bazen gece yarılarına kadar bilgisayarının başındaydı. Çoğu kişi o olduğu için bu kadar çok şeyi yapıp dinlenebildiğimi düşündü evet tabi ki payı vardı ama ana neden o değildi. Ben bunu İstanbul’a geldikten sonra anladım.

İşte benim ikinci uyanışım da o zamandı. Güzel bir tatil dönüşü eve geldik ve ben kendimi bir koşturmacanın içinde buldum. Yine evdeydik yine Hakan vardı ama ben sabah gözümü açıyordum işe başlıyordum akşam yatana kadar nefes alamıyordum. Neden olduğunu bir türlü anlayamadım. İşleri karşılaştırıyordum yine aynı yemek, ev temizliği ki bu ev daha küçük, çamaşır ve çocuklar. Değişen ne vardı bırak kitap okumayı telefonu elime alamıyordum. Bir süre debelendikten ve iyi bir analizden sonra anladım, aradaki tek fark eşya miktarıydı. Benim arada harcadığım zaman ortalığı toplamakla geçen zamandı. Bir ay boyunca bu eşyaların hiçbiri yoktu ama biz aynı konforla yaşamıştık gerekse daha uzun süre de yaşayabilirdik. Ben bütün gün boynunca fazladan eşyalara hizmet ediyordum. Arada harcadığım zaman sadece bununla ilgiliydi.

Eşyaların fazlalığı, hareketi, standart iş yükünü inanılmaz artırıyordu. Örneğin halılar, temizlik süresine en az 45 dk ekliyorlar. Süpürülmesi, sarılması, açılması, silinmesi. Ben bunu bile hesap ettim. Mutfaktaki tabak çatal kaşık sayısının fazlalığı mesela. Hiç fark edilmeyen şeyler ama her biri ek 10 dk dan günlük en az 2-3 saati çalıyorlar.

Şimdi tek tek tespitlerimi yazmıcam tabi ki ama demek istediğim minimalde görünen ve gözden kaçan şeyler totalde birleşince ciddi bir zaman kaybına ve iş yüküne neden oluyorlar.

Tabi ki belirli bir yaşam standartımız ve alıştığımız konfor aralığımız var. Bunun da gereklilikleri. Sorun şu elimizdekiler gereklilik çizgisinin neresinde.

Çocukların oyuncaklarının büyük bir bölümünü kaldırmıştım. Aradan iki ay geçti ve Can’a sordum ‘Hiç özlediğin bir oyuncağın var mı?’ dedim. Düşündü ve bulamadı. Peki en sevdiğin beş oyuncağını say dedim ortada olan ve en çok oynadığı oyuncakları sayabildi. O zaman geri kalanları verebiliriz dedim.

‘Eksikliğini hissetmediğin bir şeye sahip olmanın hiçbir anlamı yok’ O anda ağzımdan çıktı bu cümle ve kendim de durdum düşündüm, çok doğruydu hayatımızda eksikliğini hissetmediğimiz hiçbir eşyaya, insana veya başka bir şeye sahip olmamızın bir anlamı yok.

İşte o zaman benim asıl hareketim başladı. Yavaş yavaş eşyalarla olan duygusal bağımı koparmaya ve bağımlılığımdan kurtulmaya başladım. Sahip olduğum ama kullanmadığım her şeyi teker teker evden çıkarmaya başladım, sayı olarak fazla olanları, belki bir günleri, hatıra diye saklananları, gereksiz stoklandığı için zamanı geçenleri ve buna benzer kategorilerde birçok şeyi vermeye başladım.

Tabi evden çıkış kadar, hatta daha da önemlisi girişti. Alışveriş konusu apayrı ve ciddi psikolojik nedenleri olan bir bağımlılık konusu.

Ben alışveriş işinde hedeflediğim noktaya daha gelemesem de eskiye göre çok fazla yol kat ettiğimi düşünüyorum.  Öncelikle almak istediğim şeye bakarken düşündüğüm şeylerden birisi evde ne kadar yer kaplayacağı oluyor. Ardından gerçekten ihtiyacım olup olmadığını, evde onun bir alternatifi olup olmadığını düşünüyorum. Fakat bunların etkisi ve düşünme süresi gerçek alışveriş ve sanal alışveriş arasında çok değişiyor. Benim için gerçek mağazada vazgeçmek daha kolay oluyor ama sanal olarak daha kolay alabiliyorum.

Yalnız aldığım şeyin karşılığında mutlaka evden bir şey çıkarıyorum. Ya da alacağım şeyin önce yerini açıp sonra alıyorum.

Bu tür şeyleri minimalizmle ilgili kitaplarda veya belgesellerde bulabilirsiniz ama ben bunları zaman içerisinde yaşayarak, analiz ederek, karşılaştırarak deneyerek yaşadım ve hala da devam ediyorum. Daha çok yolum da var görünen ama bir o kadar da çok yol kat ettim.

Gelelim hayatın diğer alanlarında ki uygulamalara ve pişmanlıklara….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>