382360

Takıntıya Nazik Davran

Evde ki 34.günümüzü de kazasız belasız tamamladık. Kazasız belasız dediysek her şey de güllük gülistanlık anlamına gelmesin tabi. Son zamanlarda üç beş günde bir Kayra’nın ayarları bozuluyor. Adım adım takıntıları artmaya başladı. Kısa bir süre sonra ‘Takıntılı Biriyle Yaşamak’ adıyla yayınlanacak kitabımı raflarda bulabilirsiniz. İlk kitabımı da hiç böyle hayal etmemiştim ama o taraflara doğru ilerliyoruz. Bu aşağıda anlatacaklarım tamamen benim şahsi düşünce, deneyim ve çıkarımlarımdır. Herhangi bir uzman eminim ki duruma çok daha teknik konulardan bakabilir. Fakat bu kadar yılda şunu çok iyi öğrendim ki bazı olayların akademik yönleri ile yaşamsal deneyimleri birbirini tutmayabiliyor. Çözümlerin uygulanabilirliği imkansız hale gelebiliyor. Bu yüzden ben sadece kendi bindiğim geminin kaptanı olmayı anlatabiliyorum.

Gelelim bizim pencerede ki, benim gözlerimden görünen  manzaraya. Öncelikle gördüğüm; bu takıntılı kişi, yetişkinse başka, çocuk ise bambaşka şeylerle uğraşıyorsunuz. Engelli ise ayrı, tanısı yoksa ayrı. Otizm spektrumunda ise bambaşkadır. Ortaya karışık da olabilir, oraları hiç karıştırmayalım.

Bizim konumumuzda ise ana başlıkları şöyle sıralayabilirim: Önce takıntının ne olduğunu ve davranışlarını doğru analiz et. Yani dikkat çekmek için, kıskançlıktan, can sıkıntısından, öfke patlamasından dolayı meydana gelen davranış bozuklukları ile takıntıyı birbirine karıştırma. Tabi şöyle de bir durum var bu anlattıklarım birkaç kere tekrar eder, fark edilmez, önlem alınmazsa takıntıya doğru gidebilir.

Takıntılarının beslenmesini engelle, ki bu oldukça zor olan bir şey. Devamlı çekişme halinde olmayı, direnmeyi, bazen kaçabilmeyi, bazen sert çıkabilmeyi ama sonuçta her daim savaş halinde olduğunu kabul etmen gerek.  Kendini, ruhsal, psikolojik ve zihinsel sağlığını iyi koruyabilmen lazım çünkü; karşındaki uçlarda geziyorsa seni de oralarda gezdirir. Bir süre sonra, onu kontrol etmeye çalışırken, kendini onun durumunda bulabilirsin. Takıntıları senin haline gelebilir. Bazen içine düştüğün durumun hiç farkında olmayabilirsin. Sen mi inatsın ben mi inadım bakalım veya patron kim göstericem sana nidalarıyla koşarken kendini kaybedebilirsin. Çaresizlik duygusunun ve vicdan muhasebesinin dibine vurursun. Kalakalırsın bazen ve bu seni oldukça tutarsız biri haline getirir.  Senin tutarsızlığın onun eline verdiğin en büyük kozdur böylece sana her istediğini yaptırabilir. Çünkü farklı bir empati ve duygusal hassasiyete sahiptir daha sen ne hissettiğini anlamadan o ayna gibi okur içini ve ona göre pozisyon alır. Hele bir de anneysen vay haline.  En iyi senin iplerinle oynar.

Problem çözme becerilerini geliştirmen, daha hızlı ve pratik düşünebilmen gerekir. Bir şeye takıldığı anda dikkatini dağıtman, ilgisini başka yöne çekebilmen, bazen malzemeleri ortadan kaldırman bazen de ortamı terk etmen gerekebilir. Bu yüzden evinde ne kadar düzenliyim diye de geçinsen alakasız yerlerden alakasız şeyler çıkabilir. Pijama çekmecenin dibinden rafya rulosu çıkması, gece pencereyi açmak istediğinde uyku sersemi kapı kolunu nereye sakladığını hatırlayamaman, gittiğin evlerde ki bütün çekmecelerin içini görmen ve yerin dibine girmen çok normaldir.

Ana başlıklardan biri ise diğer çocuğunu korumak ve denge sağlamak. Hele de bu çocuk daha küçük ve hayatı algılamaya çalıştığı bir yaşta ise durum daha da vahim. İki seçeneğin vardır; ya her şeyi kendi haline bırakıp onun  ortamda yoğrulmasını ve kendi çıkarımları ile öğrenmesini sağlarsın ki bu bazen çok tehlikeli olabilir.   Hak ve özgürlükler konusunda karmaşa çıkar, adaletsizlikler yaşanır. Sen bunu mantıklı bir şekilde açıklayamaz isen kendini devamlı haksızlığa uğramış hisseden bir birey yetiştirebilirsin. Diğer açıdan seni ve çırpındığını görüp sana yardımcı olmak amacıyla yaşından büyük sorumluluklar almaya eğilimli olabilir. Bu da yetişkinliğinde sorunlara yol açar. Hayatında kendinden ve büyük kardeşinden başkası yoksa kimin farklı olduğunu, standartları ve doğru olanı çözemeyebilir. Bu yüzden onun gibi davranmaya başlayabilir. Ya da onu model alıp istediğine nasıl ulaştığını çözüp bunu uygulamak isteyebilir. O zaman sen yine apışıp kalırsın. Bu nedenle ortamda kendiliğinden yoğrulmasına izin vermek oldukça riskli olur. Ona devamlı ortam ve davranış okumaları yapman gerekebilir. ‘Her gün aynı kitabı okumak istemesi aslında uygun bir davranış değil, biliyorum sıkılıyorsun ben de sıkılıyorum ama o yeni şeylere kolay alışamıyor. Bu nedenle aynı kitabı okumak, aynı çizgi filmi izlemek istiyor ’ İyi güzel açılamayı yaptın da, çözüm? O yok. Ona yardımcı olalım desen sorumluluk yüklersin, idare edelim desen diğerini ezersin, okuyalım sabret dersen adaletsiz davranırsın. Seç beğen birini. Bunun için diğer tarafa dönersin artık ne yapabilirsen, elinden ne gelirse…

Bir şekilde onun bazı davranışlarının doğru ve normal olmadığını, bunları model almaması gerektiğini, bazen ister istemez bizi zor duruma sokabileceğini ama bununla başa çıkabileceğimizi anlatabilmek gerekir. Tabi ona başa çıkmayı anlatabilmen için önce kendin beceriyor olman gerekir. Eğer benim kadar şanslıysan ve Can gibi bir oğlun varsa işin bir nebze daha kolay olabilir. Hatta bazen yetişkinlere göre durumu daha kolay kabul edip senden daha iyi çözüm ürettiği olur. Hatta ve hatta bazen çok daha ileri gidip onun takıntılarını kendi isteklerini gerçekleştirmek için kullanabildiğini görürsün, şaşırır, gülümser ve kafanı diğer tarafa çevirirsin. O kadar da olur dersin….

Şimdi, bütün bunların hepsini evden dışarı çıkamadığın, insan görmediğin, destek alamadığın bir dönemde, tek başına yaşadığında durum biraz daha zorlaşıyor.  Bazen öyle bir noktaya geliyorsun ki sesin de çıkmıyor, kolunda kalkmıyor. Bazen de gözlerinden öyle bir ateş ve boğazından  öyle sesler geliyor ki, bakıyorsun herkes bir köşeye saklanmış. Sonrası malum vicdan işte. İşin en büyük belası. Kimseye bir şey diyemeyince, kendine sövmeye başlıyorsun.

Allahtan bu kadar yılda öğrenebildiğin en iyi şey ortalığı hızlı toparlamak. Beş on dakika içinde bir sahne kuruyorsun ve role giriyorsun. Herkes kıkırdayarak saklandığı delikten çıkıp geliyor. Onların gülüşmelerini duyunca anlıyorsun ki çocuklar an da yaşıyor, kolay affediyor. Yaşananları geride bırakmaları en kötü on dakika alıyor. Tabi sohbetler sırasında gözlerinden çıkan ateş yol, su, elektrik olarak dönüyor ‘ Bence daha nazik olabilirdin’ diyor,  beş yaşındaki oğlun ve sen ıh mıh ama çok sinirlenmiştim diye açıklama yaparken buluyorsun kendini.

Ne yaşanırsa yaşansın uykuya keyifli gidiyor, günü güzel kapatıp, sabaha da hayata sıfırdan başlıyorlar.  Bunu becerebildiğim gün eminim her şey daha kolay olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir