Beyaz Etek

Çalıştığım zamanlarda ister istemez teknoloji ile çok fazla iç içeydim. Birden fazla konuyla uğraştığım için ve her zaman teknik destek bulamadığım için,  yeri geliyor bir çok şeyi  kendim öğrenmek zorunda kalıyordum.

Bir gün yine muhasebe programında bir problem yaşadık ve teknik servisten biri gelemedi. Elemanlar bizim bilgisayara uzaktan bağlanıp kullanarak problemi hallettiler. Bu çok hoşuma gitmişti. O sıralarda da Hakan Arabistan da çalışıyordu, aynı şeyi onun bilgisayarına uyguladım ama ne yaptığımı söylemeden. Kısa bir süre sonra  bilgisayarını uzaktan kontrol etmeye başladım. Hala o yüzündeki ifadeyi hatırladıkça gülerim.

Sever ve takip ederdim teknolojik gelişmeleri. Gel zaman git zaman, bu akşam telefonumla savaş halindeyim, bas bas bağırıyorum “Buna yine ne oldu” diye. Hakan “Bir kaç program silelim düzelir dedi” al dedim, hemen attım.Sonra bir an duraksadım ve düşündüm. Demek ki insan bilgisini ve yeteneğini uzun süre kullanmadığı zaman bu kadar çabuk körelebiliyormuş. Bilgileri hatırlamak zor geldiği için de hiç uğraşmadan başından atabiliyormuş.  Diğer taraftan mecbur kaldığım zaman web sayfamı tasarlayacak kadar işimi halledebiliyorum tabi ki, iş  mecbur kalmakta.

Bu sadece benim için değil bütün insanlar için geçerli bir konu. Bunu yurtdışında çok daha kolay görebiliyoruz. Üç beş bayan oturuyorsun, herkesin ayrı birer mesleği var ama burada çalışma imkânı olmadığı zaman âtıl kalıyor. Bilgiler tozlanıyor, çalışma enerjisi düşüyor, özgüvende sorun yaşanıyor. Aradan 5-6 yıl geçtikten sonra ise mesleğinle pek alakan kalmıyor.  Enerjisi olan, yerinde duramayan, bir şeyler üretmeden nefes alamayanlar  başka alanlara kolaylıkla yönelebiliyor. Zaten bu yapıdaki insanlar ne yaparsa yapsın başarılı olurlar. Bu tezimi doğrulayan bir olayla daha bugün karşılaştım.

Son zamanlarda yeni bir bayanla tanıştım ve bugün de onunla karşılaştım. Onu çok fazla tanımıyorum ama uzaktan izlenimlerime göre zeki, kültürlü, pozitif, enerjik ve üretmeyi seven biri. Kendisi İngilizce öğretmeni ve burada kendisine uygun bir iş imkânı ile karşılaşamamış.  Hep de dikiş dikmeyi öğrenmek istemiş ama bugüne kadar fırsat bulamamış.

Bir gece sabaha kadar uyuyamıyor ve kalkar kalkmaz sokağa çıkıp dikiş kursu aramaya başlıyor. Sormak için ilk girdiği terzi gel ben sana öğreteyim diyor ve terzide kursa başlıyor. Hem de aylık ücretini ödeyerek. Bunu duyduğumda o içten gelen bir  “helal olsun” cümlesi vardır ya işte dedim bu cümlenin tam yeri. Helal Olsun.

Öğleden sonra kapıdan girdiğinde elinde kursunun ikinci gününde diktiği beyaz bir etek vardı ve yüzünde de kocaman gülümseme. Aç, yorgun ama mutlu.

İşte bu tür olaylar ve insanlar genel tablodaki karamsar, miskin, depresif renklerin hepsini alaşağı ediyor.

Beyin gelişimi, alınan bilgi kalitesi ile doğru orantılıdır. Bilgi kalitesi bir de herhangi bir üretimle ilgili olursa gelişim hızı iki katına çıkar. Bunun aksine, kullanılmayan ve hazır, basit bilgiye alışmış beynin önüne biraz daha ağır kavramlar koyulursa tıkanıp kalıyor.

Bireysel bilgi de insanın ister istemez seçme hakkı vardır ama toplumsal kaynaklı bilgi tüketiminde çoğu zaman bu şans olmaz. Genelde hipnotize olmuşçasına yerleşir o kavramlar insan beynine.  Bir tarafta yeşil fasulye, bir tarafta fast food,  kaç kişinin yeşil fasulyeyi seçeceğine kimi zaman toplumsal bilgi kaynakları karar verebilir ve insan her zaman bu seçimin kendisine ait olduğunu düşünür. Zaten bir insanı yönetmenin altın kuralı, uyguladığı kararların kendisine ait olduğunu, düşünmesini sağlamaktır. Hatta bazı toplumlar bu şekilde yönetilirler.

Bu konuda  basın yayın organlarını incelemek iyi bir başlangıçtır. Bir toplumun yapısını çözmek isterseniz birkaç saat o ülkede televizyon izlemek ve birkaç farklı gazete okumak yeterlidir.

Toplum basit bilgileri o kadar kolay emiyor ki bir miktar ağır bir şeyle karşılaştığı zaman beyin bunu reddediyor ve kaldıramıyor. Sonra anında sıkılıp bırakıyor.

Aslında bunu en kolay reklam yapılarında da görebiliriz.

Örneğin Türk halkı duygusaldır. Herhangi bir ürünün Türkiyede ki reklam mantığı duygusallık üzerine kurulur ve işe yarar. Anneler, bebekler, yaşlılar, sevgi ve aşk temalarının işlendiği reklamların getirileri hep yüksek olur.  Oysa başka bir ülkede insanlar için ürünün mantığı ve teknik özellikleri önemlidir, bu işlenir.

Kolay öğrenilen, kolay unutulur. Öğrenmenin azaldığı, unutmanın çoğaldığı bir beyin siliniyor demektir. Bunun bilincinde olan insanın hissettiği tek duygu ise işe yaramazlıktır. Bu duyguyu hisseden insan harekete geçerse geleceği kurtarmış olur.

Yok fark ettiği halde  bir şey yapamıyorsa uyuşmuş demektir, bu da denizde gözü açık boğulmaya benzer.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir