3

Patron Kim?

Ara sıra beynin çalışma sistemine çok takılırım. Hafıza, bilinç, bilinçaltı, zekâ çeşitleri ve en çok ilgimi çeken de beynin kontrol edilip edilemeyeceğidir. Zihin içinde yolculuk düşüncesi beni sanal bir aleme taşıyor. En garibi de beyin beyni algılayabilir mi? Kitabın birinde hasta doktora soruyor: “Çıldırmaya başladığımda ne yapmalıyım? Doktor cevap veriyor: “ O aşamaya geldiğinde bunu anlayamazsın zaten”.

Bu konuda algıda seçiciliğim yüksek olduğu için etrafımda her şey bana bunu çağrıştırıyor sanki. Birkaç gün önce bir köşe yazısında ilginç bir tüketici testinden bahsediliyordu. İnsanların kafasına bir cihaz takılıyor ve fotoğraflar gösteriliyor. Beynindeki sinyallerden duygular yorumlanıyor. O anda hiç önemsemediğini sandığın bir madde aslında bilinç altında seni çok etkilemiş olabiliyor. Bunu reklam sektöründe kullanarak insanların rahatsız oldukları sahneleri kesiyorlarmış. Yani bu şu demek oluyor, reklam firmaları bile bilinçli sandığımız bizi hesaba almıyor, direk bilinçaltına oynuyor.

Bütün bunlara rağmen biz hala kontrolün bizde olduğunu sanıyoruz. Zaten aksini düşünmek büyük bir paradoks yaratır ve beyin de muhtemelen bundan hoşlanmaz.

“ Beyin yalanla gerçeği ayırt edemez”  cümlesini severim.  Kafamın bir köşesinde hep çakılıdır. Tabi ara sıra yaşamı anlamsız gibi hissettiriyor ama yine de seviyorum. Bunun en büyük kanıtı da rüyalardır sanırım. Öyle zamanlar olur ki rüyasındaki yoğun hareketten dolayı, sabah yorgun kalkar insan. Uzun bir süre o alemden gelemez bu tarafa. Bu duygular da bir nevi kanıtıdır  cümlenin.

İnsan önce düşünür sonra mı hisseder, yoksa önce hisseder sonra mı düşünür? Duygular mı daha gerçektir düşünce mi? Akılla nereye kadar yaşayabilir, tabi aklının kendi kontrolünde olduğunu düşünüyorsa.

İnsanın etrafında ve geçmişinde anlık kararlarına yansıyan ne kadar çok ekten var. Bunun farkında olmayınca, insan sanıyor ki o andaki hareketler tamamen anlık verilen kararlar ve sıcak bilgiler üzerine kurulu. Depresyona giren insanın o andaki hayatına bakılıp “Ne var ki üzülecek, hayatında her şey yolunda,yediğin önünde yemediğin arkanda denebiliyor”. Oysa birileri zihinden, geçmişin çamurlu ayak izlerini silmeyi unutmuş.  Bunu kimse göremiyor. Asıl bu temizliğe ne deterjan gerekli onu öğrenmek lazım.

Bunu değişik tarzlarda uygulayabilen, benim hayran olduğum insanlar ve teknikler var. Bunlar da insanın karakterine, yaşam tarzına ve yaşadığı sosyal çevreyle bağlı olarak değişebiliyor ama sonuçta hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Temizlik ve temiz yaşam.

Bu konuda NLP (Neuro Linguistic Programming) çok önceden beri dikkatimi çeken tekniklerden biridir. Kısaca kendi zihninizi yeniden programlama tekniği. Bir nevi sinir siteminizi daha bilinçli kullanmaya yarıyor. İnsanın kendi kendisinin farkında olarak yaşamasını sağlayan bir sistem. Zihin yönetiminin kontrol edilebileceğini güzel bir şekilde yansıtıyor. Oldukça derin ve uygulama alanı geniş.

Bu teknik içerisinde benim en çok hoşlandığım bölüm modelleme. Kısaca bu, gerçekten düzgün bir insanı kendinize model seçmek ve onunla empati kurarak modellemek. Onu, hayatını, karakterini örnek almaktan ötürü taklit etmek. Karşılaşılan bir konuda o olsa nasıl düşünürdü veya hareket ederdi diye düşünmek. Bu davranış şekli bir süre sonra alışkanlığa dönüşecek ve otomatiğe geçecek. Aslında biz bunu normal hayatımızda ufak tefek uyguluyor gibi görünüyoruz ama bu biraz daha farklı.

Birçok kişiye sorsak sen olsan kimi modellemek isterdin diye (facebook paylaşımlarına bakılırsa)  Hz.Mevlana’nın sayısı pek de az çıkmaz.

Mesnevide   benim sevdiğim, beynin algılama hatasını ve insanın yaşamını buna göre şekillendirmesini anlatan çok güzel bir bölüm vardır.

Cilt1- 417

  • “Güneşli havada, yüksekte uçan bir kuşun gölgesi, yerde bir kuş gibi uçar görünür.
  • Ahmakın biri de o gölgeyi avlamak ister, güçsüz düşünceye  kadar o gölgenin arkasından koşar durur.
  • Arkasına düşüp boşu boşuna koştuğu o gölgenin, havadaki kuşun gölgesi olduğundan, o gölgenin aslının nerede olduğundan o ahmakın haberi yoktur.
  • Bu yüzden o,gölgeye doğru ok atar. Bu uğraşması, gölgeye oklar yağdırması  yüzünden ok torbası bomboş kalır…”

 

Maneviyat insanın kendi içinde en derine bakmasını, kendini tanımasını, özüne ulaşmasını sağlar. Buna bağlı kalarak, çoğu zaman, zihnin yanılsamalarından kurtulunabilir. Çoğu insanın  zihnini  en güzel  temizleyen kalptir.

İnsan önce hisseder, sonra düşünür. İnsanı diğer canlılardan ayıran sanıldığı gibi beynini kullanmaktan ziyade, aklını kullanarak duygularının farkına varabilmesidir. Zihin yeri gelir kendi kendinin arızalandığını bile anlayamaz ama kalp hiçbir zaman yoldan çıkmaz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir