Deyyan

Bloğumun içerisinde olmazsa olmazlardan birisi kitap bölümüydü ama nasıl olacağını kafamda bir türlü tasarlayamayınca ertelemek zorunda kaldık. Hala da tam anlamıyla planlayamadım ama baktım ki bekledikçe daha da zorlaşıyor en iyisi öyle böyle başlamak.

Ben okumayı öğrendiğim günden beri kitap okuyorum. Bu alışkanlığı sonradan kazanmadım ya da bunun için özel bir çaba harcamadım. Bu; yemek, içmek gibi hayatımın bir parçası oldu hep. Annem ve babam okumayı sevseler de aşırı okuyan insanlar değillerdi ama evde küçük bir kütüphanemiz vardı. İkisinin de kitap sevgisini her zaman hissettik ve büyüdükçe üç kardeşin kitaplığı ayrıldı hatta babamın kitapları konusunda az kavga etmedik.

Küçük bir şehirde doğdum ve öyle seçerek alabileceğimiz büyük kitapçılar da yoktu. Hatta babam İstanbul’a, Ankara’ya gittiğinde toplu halde alır annem teker teker çıkarır verirdi. Çok da tatlı olurdu.

Asosyal veya içine kapanık bir çocuk değildim ama içerisinde yaşadığım dünya ile hayal gücüm dolayısıyla kafamdaki dünya birbirinden çok farklıydı. Bu nedenle kitaplar benim için kafamdaki dünyayı genişletmeye yarıyorlardı. Daha da önemlisi meraklıydım. Çok başarılı bir öğrenci değildim bunun nedeni de yine aynı şeydi. Öğrenmek istediklerim ile öğretilenler birbirini tutmuyordu. Kitaplarla kurduğum ilişki, zihnimde kurduğum dünyada benim en büyük şansımdı. Merak, öğrenme arzusu beni doğrudan kitaplara ve okumaya götürüyordu çünkü çok fazla seçeneğe sahip değildim. Dijital dünya yoktu, etrafımda çok kültürlü insanlar da yoktu, destek eğitimler yoktu, tek yolum okumaktı.  Öğrenme stratejilerimi ağırlıklı olarak okuyarak geliştirdim. Bu da zaman içerisinde alışkanlık haline geldi ve karakteristik bir parçam olarak kaldı.

Bugün de çok fazla konuda okuyabilmemin nedeni alışkanlığımın öğrenme temeli üzerine kurulması sanırım. Yoksa sadece roman okuyan ve edebiyata meraklı da olabilirdim. Edebiyatla da kendime bambaşka dünyalar kurabilirdim.

Bunları neden bu kadar detaylı anlatıyorum? Bana çocuklarla ilgili okuma alışkanlıkları çok soruluyor. Hem kitaplarla aram iyi olduğu için ama daha çok etkin okuma eğitmeni olduğum için. Bu sorunun tek bir cevabı olması mümkün değil. Değişken o kadar fazla ki.

Okumak kolay bir şey değildir. Eylem enerji ister. Zihinsel performans ister. Dikkati toplamak için çaba gerekir. Beyin ise yapısı gereği bundan çok hoşlanmaz. Her zaman daha kolaya eğilimlidir. Aynı kitabın filmi varken, oturup sadece bakmak gerekirken, ben neden bu kadar enerji sarf edeyim ki der. Enerjimi bunun yerine başka şeylere harcarım der. Ayrıca sarf ettiğim çabanın hızlı bir kazancı yoksa, ki okumanın kazancı oldukça geç elde edilir, o zaman bu beynin işine gelmez. Biz hız isteriz, sonuca çabuk ulaşmak isteriz hele çocuklar için bu yetişkinlerden daha geçerli bir şarttır. Bu nedenle çocuğun kısa vadede ciddi bir kazancı olmalı ki okusun. Bunu bulmak ise çok zor. Elimizde ancak keyif ve merak ikilisi var. Ya keyif alacak ya da merak ettiğini bulup başarıya ulaşacak. İkisini de yapacağı geniş bir dijital dünya var.  Bunların dışında herkes için geçerli olan bir diğer motivasyon kaynağı ise paylaşımdır. Nasıl Netflix’e yeni bir film gelince, sosyal ortamda oluşan baskıdan dolayı öyle ya da böyle izlenirse kitap içinde böyle bir paylaşım imkanı olsa okunur. Dokuz yaşındaki oğlum bu motivasyonla on cilt çizgi roman okudu çünkü sınıfta çoğunluk okuyordu ve ortama dahil olmak istiyordu.

Bu nedenlerin hepsi aşağı yukarı yetişkinler için de gerekli. Zaman yönetimi ve alışkanlık edinme problemi eklenebilir belki sadece.

Her devirde insanların okuma miktarından şikayet edilir ama bunda artan ya da azalan bir şey yoktur genelde. Bu spor yapmak, sağlıklı beslenmek gibi insanların yapılırsa iyi olacağını bildiği ama yapmak için fazladan çaba harcamadığı bir konudur. Okuyan belirli bir kitle vardır, onlar da zaman içerisinde konular arasında dalgalanarak gider. Arz talep meselesi de aynı şekilde dalgalı. Ben şu an itibarıyla kitap almasam en az on yıl okuyabileceğim kitap var kütüphanemde. Ki benim kütüphanemdeki kitap sayısı, okuyan biri için ortalamanın altında. Yazar sayısı yine okuyucu sayısından fazla, basım kapasitesi yüksek. Hepsinden önemlisi teknoloji ile bilgi miktarı bir insanın ömrü boyunca elde edeceğinden fazla. Bilgi üretim hızıyla, öğrenme hızı arasında tutarsızlık var.

Yani insanlar neden okumalı? Ya da neden okumuyor? gibi sorular ancak zaman kaybettirir. Bundan keyif alan bir kitle var ve sistem o kitleyle devam edip gidecek. Kitap ne yok olacak, ne de göklere çıkacak. Belki dijital okumayla birlikte miktarında değişim olabilir o da yılları bulur zaten.

Ben bunlarla zaman kaybetmek yerine kısıtlı zamanımda neyi, nasıl okuyabilirim onu düşünüyorum. Etkili ve sistemli okumak ne demektir ve bunu nasıl yapabiliriz. Bu eylemi çağa uygun şekilde en verimli hale nasıl getirebiliriz onları düşünmeyi tercih ediyorum. Okumaya hevesli gençlere elimden geldiğince fikir vermeye çabalıyorum. Oğlum için de ancak seçenekleri artırıp gözlemliyorum. Hangisine daha çok ilgi duyduğunu bulmaya çalışıyorum.

Genel anlamda ise kitaplar ve insanların arasını bulmak paylaşımla olabilir gibi geliyor bana. Okuyan profili aşağı yukarı benzer birbirine.

Zamanım ve enerjim kısıtlı, bu nedenle doğru kitap seçmeliyim derdindedir çoğunluk. Eskileri mi okuyum yenilerimi mi, edebiyat mı okuyum, felsefe mi? Mitoloji ve masallar var, sanat tarihi var, psikoloji var, ezoterizm var. Nereden başlayıp, nereye doğru yol alabilirim genel soru tipi. Dediğim gibi ancak paylaşımlarla birbirimize destek olabiliriz.

Okuduklarımı paylaşmayı da seviyorum tıpkı okuyanları dinlemek gibi. Bunun için de bloğumun bu bölümünde okuduklarımı, çok derinlemesine olmasa bile birkaç cümleyle paylaşmak istiyorum, ki belki benim gibi düşünen insanlara faydam olur. Fikir vermiş olurum çünkü ben de bir kitabı okumadan önce genelde araştırıyorum.

Umarım istikrarlı bir şekilde devam edebilirim ve faydalı olabilirim.    

Bir yanıt yazın