Son günlerde hayatıma atfettiğim anlamlar, değerlerim, okumalarım ve okuduklarımın hayata geçiş miktarları ile ilgili düşüncelerim epey aktif. Sanki düşünesim var da önüme ne gelirse oturup düşünüyor gibiyim bir bakıma. Aslında beynimin içi benim hayattan kaçmak için kullandığım bir sığınak gibi. Bu bazılarına ilginç gelebilir ama gerçekten de öyle.
Yalnız kalmayı sevmemin, hatta bunun için sosyal hayatımdan feragat etmemin en büyük nedenlerinden biri de bu. Bazen çok seviyorum orada yaşamayı. Tabi bu biraz patalojik bir durum da olabilir.
İnsanın düşünceleri yağmur damlalarına benziyor. Sayılmayacak kadar çok ve farklı hızlarda düşen yağmur damlaları. Ben ancak tenime temas eden damlaları fark edebiliyorum. Yani o anda fark ettiğim düşünce bana temas eden damla. Onun dışında yağmurun ne kadar yoğun ve şiddetli veya sakin, ince ince yağdığının farkındayım. Hatta sesini de duyabiliyorum. Fakat her bir damlaya tek tek temas etmem mümkün değil.
Bazen yağmurun altında yürümeyi severken (Ki bence filozofların en büyük zevki olsa gerek) diğer taraftan, bazen de, bir camın arkasında elimde kahveyle izlemeyi seviyorum.
Bunu başarmak yıllarımı aldı diyebilirim. Çoğu zaman kendimi sırılsıklam bulurdum ve ne olduğunu nasıl olduğunu anlamazdım. Beynimden geçen her düşünceye maruz kalmak, sürüklenmek, bir süre sonra yolumu kaybetmek çok kötü bir şey. Ya da yağmurdan korkup kafayı yorganın altına saklamak, müziği -veya insanların sesini- son çubuğa kadar açmak. Bu da bir işe yaramıyor.
Şimdilerde; belki yaş aldıkça, belki olgunlaştıkça, belki de yavaşladıkça bu konudaki farkındalığım artıyor.
Her şey düşünceyle başlıyor, ardından; duygular, eylem, alışkanlık ve karakter geliyor. Her aşama üzerine çalıştığım, okuduğum, egzersiz yaptığım bir durak. Örneğin duyguların doğuşu, kategorize edilmesi, yaşanması ve anlamlandırılması bambaşka bir şey. Alışkanlıklar ise üzerine ciddi mesai harcanacak bir konu.
Son okuduğum kitap özgüven üzerineydi ve bir bölümü değerler ile ilgiliydi. Şu aralar bu konu da zihnimdeki açık klasörlerden bir tanesi.
Geçenlerde günlüğüme bu konuyu yazarken dedim ki; Değerler de “Kendi Kendine” için bir kategori olmalı. Ha Kendi Kendine nedir? Kendim için tasarladığım bir zihin oyunu.
Şu anda düşüncelerin hızına bakılırsa yine yağmur başladı. Oradan oraya atlayarak yazıyorum. Buna bir tür bilinç akışı da deniyor. Aslında ben nereye gittiğimi ya da gitmek istediğimi biliyorum. Sadece hedefime giderken sağa sola çok uğruyorum. Yağmur altında yürüyorum. Bu nedenle de bulaştığım konular da ıslanıyor.
Hayatıma atfettiğim anlamlar (-lar diyorum çünkü bir taneye indirgenemiyor maalesef ) değişkenlik gösteriyor, bazen de bulanıklaşıyor. Çantamda her zaman bir acil durum anlamı var tabi. O benim can simidim. Fakat o anlam çok derin ve geniş olduğu için kritik zamanlarda etkili olamayabiliyor. Bu nedenle daha aktif ve gerçekçi anlam ihtiyaçları arıyorum. Aksi takdirde girdiğim boşlukta sesim fazla yankılanıyor ve beni korkutuyor. Bu durumda hemen zihnime koşuyorum işte. Duygular, insanlar, sosyal statüler, personalar da etkili anlam malzemelerinden tabi, fakat bunlar bende hafif ağrı kesici gibi etkisiz kalıyorlar.
Bende, anlam denklemi daha çok ruhsal bedende kuruluyor. Gözlerimin gördüğü ve gerçek diye düşündüklerimin bir simülasyon olduğunu fark ettiğimde, yazılımın kodlarına doğru çekiliyorum. Sonsuz belirsizlik, benim aciz arayışımı yutuyor. Tıpkı aklınıza gelebilecek her şeyin beyaz’ın içerisinde yok olması gibi. Bu beni korkutmak yerine rahatlatıyor. Sonsuz belirsizlik güvensizlik duygusu yerine özgürlüğü ve sınırsızlığı çağrıştırıyor. Kısıtlı mümkünlük yerine sınırsız ihtimal var. Daha mümkün geliyor.
Bu yazı kimilerine göre anlamsız olsa da benim için yağmurda ıslanmış bir harita. Benim haritam. İnsana ait her şey birbirinin içerisinde. Bu nedenle de sonsuzluğu kelimelere dökme çabası sadece eğlenceli ve oyalayıcı bir oyundan ibaret.
Kelime kağıda dokunduğu anda donmuş bir kaba benzer. Onun içini doldurmak ve yerinde kullanmak zihnin sorumluluğundadır. Her zihin de sahibinin sorumluluğunda.
Kağıda dokundurup dondurduğum kelimelerle asıl derdim sadece yağmur suyunu biriktirecek bir kâse yapmaktı o kadar..