Deyyan

Gayret, bir bisikletin zincirindedir. Pedal, zincir ve tekerlekler arasındaki mekanizmayı çözen insan, aslında hayatın işleyişine dair de birkaç şey öğrenmiş sayılır.

İlk duruşun adı: Day day. Önce beden öğreniyor dengeyi, sonra zihin anlamı etiketliyor. İlk adım çabasına girince, bir ayak yerden kesiliyor. Kopmadan bağlanılmıyor. İlk çaba, kuyuya dökülen bir kova su gibi… Gerisi ondan sonra kendiliğinden geliyor. Ayakların sıralı salınımıyla ilerlemeye “yürümek” deniyor. O anda doğan aşk, yürümenin tadına mı, yoksa özgürlüğün cazibesine mi? Kim bilir?

Eylem, kısa bir süre sonra zihnin hücrelerine işleyen bir alışkanlığa dönüşüyor. Ayakların imzaladığı sözleşme arşivde; büyürken öğrenilenlerin çoğu bu sözleşmenin gölgesinde: Önce sen, sonra ben…

İnsan büyüdükçe dünya küçülüyor. Buna kanarak yola çıkan, ufku görüyor. Derken sihir bozuluyor; insan küçülüyor, dünya büyüyor. “Bir adım, iki adım” diyerek ilerlerken dünya daha hızlı dönmeye başlıyor. Dengenin anlamı güncelleniyor.

Başladığın yere dönmek temel kanun. İrade; gidiş yolu ile dönüş yolu mesafesinin hesabındaki temel çarpan. Uzaklaşma miktarını, geri dönüş süresine göre ayarlayanlar risk alamayanlar; adımlarına güvenip de ileriye koşamayanlar. Bisiklet, işte onların icadıdır.

Ayakların yerden kesildiği andaki denge, arşivin kapısını aralıyor. Hafif yalpalanmalar nostaljik bir hava katıyor; hayattaki duruş, tekerleklerle destek buluyor. Yataydaki adım sıralaması, dikey yöne kayıyor. Önce sen, sonra ben… Ve ardından, her anlamda o akış başlıyor.

Pedalların gücü zincire bağlanıyor. İnsandaki gayret, bisikletin zincirinde; tekerleklerin aldığı komut ise onun kontrolünde…

Yayan yaşamdan bisiklet hayatına geçiş, en başta insanı uçuruyor. Rüzgârın cilveli dokunuşları boynu uzatıyor, sırtı dikleştiriyor. İçerilerde bir yerde cesaret kıpraşıyor. Tekerleklerin dönüşü, dünyayı altından kaydırıyor; geri dönüş akla bile gelmiyor.

İşte tam o anda, her şey ağırlaşıyor ve savaş başlıyor. Güç pedala basmıyor, denge kurmak zorlaşıyor. Yürürken hissedilmeyen o yokuş, tekerleklere dolanıyor. Hafif eğim, beklenenden fazla zorluyor. Önün arkan sobe…

Bisiklet hayatını seçenler tedirgin, yayan yoluna devam edenlerin yüzünde ise muzip bir tebessüm. “Geri dön” ışığı sessiz bir alarmda. İnip yürümek de seçenekler arasında elbette; tabii bisikleti  taşımak şartıyla… Bu arada, gelecekteki yokuşların kaygısı çoktan paçalara dolanmış bile.

O sıra, gidonu tutan parmaklarda bir kımıldanma oluyor. Zihinde her şey paramparça… Bilinmezliğin olduğu yerde, mantar gibi inanç biter. Ondan gelen cesaret parmakları tetikler. Eller, “Ne yapabilirim?” sorusuna yanıt arar. Düğmesine basılan vites, zinciri boşa atar.

Rahatlayan zincir, pedala basana dönüp bir bakar. Bir “tık” sesi, zihinde dağılan parçaları toplar. Aynı miktarda harcanan güçle, tekerlekler yokuşu düzler.

Yokuş çıkarken kafa eğilir, güç ileri verilir. Seni geri iten açının huyuna gidilir. Eğimin sıfırlandığı anda yüze gelen gülümseme, zaferin altına atılan imzadır.

Bu dünyadaki düzlükler, otobandaki petrol istasyonlarına benzer; sadece kısa bir molaya izin verirler. Sonraki eğimin aşağı mı yoksa yukarı mı olacağına ise kader derler.

İnişlerin sorunu, güçten ziyade hızdır; hıza uyumlanabilmektir. Başlı başına bir çaba… Düşmeden inebilmek ayrı bir maharet. Vücut dünyadaki dengesini kaybederse, zihinde hortum çıkar; kelimeler düşünceye dizilmeden uçuşur gider. İnişlerin en büyük riski budur. Hızın azalması zihne zaman kazandırır. Bir “tık” sesiyle zincir, tekerleklerin ensesinden yeniden yapışır.

İnsan gök tanrılarına dalıp hep yukarı tırmanmaya çalıştığı için yeraltı tanrıları gücenir. Ara sıra çekiverirler aşağı. Alaşağı eder, bir de selam verirler: “Yarın oradaysa, diğer yarın burada” derler. İnsan aşağıyı sevmez. Aşağı demek karanlık demektir; o da korku…

Ayağa kalkıp yürüme sevdası, yukarılardaki ışığa duyduğu hayranlıktan mı, yoksa aşağıdaki karanlıktan kaçışından mı? Onu da bilen yok. Belki yayan yaşayanlar ile bisikletlilerin farkı buradadır? Hayatın eğriliğinde hayranlık ya da korku katkısı yoktur. Üzerinde ilerleyene göre kısalıp uzamaz.  

Yokuş tektir. İniş ya da çıkış denilen şey, durduğun yere göre değişir. Tepesindeki iner, eteğindeki çıkar.

İnişini de çıkışını da düz edense; gayretin tekerleklere çaktığı o asil selamdır…

Bir yanıt yazın