Ana içeriğe atla

Deyyan

Hangi böreği daha çok seviyorsun?

Bu sabah kurs dönüşü börekçiye uğradım. Patlıcanlı, peynirli, kıymalı, patatesli… Her birinden birer ikişer aldım. Eve geldim, çaydanlığın altını açtım ve tabağımı hazırladım. Bu aşamalar anlattığım kadar yavaş ve sakin ilerledi.

Serkan Karaismailoğlu’nun Kalk Bi Dopamin Demle kitabında anlattığı, istediğin hedefe ulaşma süresi ile dopamin arasındaki bağlantı geldi aklıma. Hedefteki haz duygusu ertelendikçe dopaminin yükseldiğinden söz ediyordu. O hesap, ben de kafamda kurduğum börekli kahvaltı sahnesine adım adım ilerliyordum.

Her şeyi hazırladım. Masama oturdum.

Börekten bir dilim yedim ve oğluma, “Ben patlıcanlı böreği seviyorum,” dedim. Yüzüme baktı, gülümseyerek “Afiyet olsun,” dedi.

Bir yandan yiyor, bir yandan düşünüyordum. Diğer börekleri de seviyorum. Onları da keyifle yiyorum. Peki, bunun farkı ne? İşte o küçük fark, benim bir şeyi gerçekten sevdiğimde hissettiğim şeydi.

Sonra, “Ben sevdiğim şeyler defteri yapacağım,” dedim. Sebzeli pizza, mantarlı makarna, cevizli ekmek, tuzlu kek… Sevilmeyen şeyler, diğerlerine göre daha kolay hatırlanıyor nedense.

İnsan kendisiyle ne kadar hoşbeş ederse o kadar çok şey öğreniyor. Bu süreçte üzerindeki parmak izleri de ortaya çıkıyor. Bazen tercih dediklerinin, aslında sana dayatılan şeyler olduğunu fark ediyorsun, bazen de sırf ortama ayak uydurmak için katlandıklarını.

Ben sebzeli pizza seviyorum ama çok az yiyorum. Genel olarak tercih edilmediği için her pizzacının menüsünde bulunmuyor. Birkaç kez deneme şansım oldu, sevdim ve seçtim. Ona her zaman ulaşamamak ya da çoğunluk tarafından tercih edilmemesi bunu değiştirmiyor. Sıra dışı seçimlerim yüzünden aldığım eleştiriler de, alandan dışarı çıkamamamın nedenlerinden biri olabilir mi?

Yaşam alanımızın darlığı seçeneklerimizin kısıtlılığından mı kaynaklanıyor, önyargılarımızdan mı, yoksa kaygı seviyemizin yüksek olmasından mı? İnsanı en çok esir eden şey güvenli alan tutkusu.

Ne istediğimi bilip bilmediğimi anlamam yıllar aldı. Kararsızlığım ve sonuçların istediğim gibi olmamasından duyduğum endişe nedeniyle kararları başkasına bırakmak beni daha rahat hissettiriyordu. Bu, yıllar içerisinde alışkanlık haline geldi.

Bir gün bir restoranda menüye bakarken arkadaşım benimle dalga geçti: “Boşuna bakma, eşin ne derse onu yiyeceksin zaten.”

O an bunu uzun zamandır yaptığımı fark ettim. Zaman içerisinde bunu aşmayı başardım. Bu farkındalık bana başka güzel kapılar da açtı. İçsel haritamı çıkarırken birçok alan keşfetmemi sağladı.

Bugün patlıcanlı böreğin felsefesini yapabiliyorsam ve sevdiğim şeyler defteri yazmayı planlıyorsam, bunda o günün etkisi de yadsınamaz.

Ne istediğini bilmek ayrı bir farkındalık. Ama benim asıl düşündüğüm, tercihlerin gerçekliği. Beni bu noktaya kadar seçimlerim getirdiyse, o seçimler ne kadar bana aitti? Hayatımda dayatılanlarla kurduğum mahalleler nerede?

Bir yanıt yazın