Birkaç gündür yazamıyorum ve şiştim.
Dün gece eve geldik. Sabah uyanıp gözümü ilk açtığımda ilk işim bir an önce masama oturup yazmak oldu. Birkaç gündür insanlarla iç içeyim. Kendimi gözlemlediğimde ve aldığım eleştirileri düşündüğümde, düşündüklerimi istediğim gibi ifade edemediğimi fark ettim.
Persona’larım devredeydi. Ortama göre olmam gereken maskeyi takıyor, ona uygun davranıyordum. Canımın istediği ayrı, yapmam gereken ayrıydı. Çoğunlukla bunun dengesini kurabiliyorken bu sefer zorlandığımı fark ettim.
Bu sabah oğlumdan gelen “Tekrar etmene gerek yok anne, anladım.” cümlesi bende şimşekler çaktırdı.
Aynı cümleleri tekrar etmenin en büyük nedeni ya kendini ifade edememek ya da anlaşılmadığını hissetmek. Karşı tarafın verdiği veya esirgediği tepki bir tatminsizlik yaratıyor. Belki de asıl gözden kaçan; karşı tarafın bizi anladığı, ama katılmadığı ya da söyleneni yapmak istemediği gerçeği
Bunları düşünürken kendimi en iyi yazarak ifade ettiğimi bir kez daha fark ettim. Çünkü burada personam yok. Olmam gereken biri, kendimi güçlü ya da zayıf gösterme derdim de yok. Sadece düşünürken kaydediyorum, o kadar.
Orijinal halim: yazarken düşünen kadın.
İnsanın kendi kusurlarını kabul etmesi kolay değil. Bazı huylar vardır; farklı olsa iyi olurdu dersin ama seni değiştirmek isteyecek kadar rahatsız etmez. “Ben de böyleyim” der, geçersin.
Bir de gerçekten ilişkileri zorlayan, bedel ödeten davranışlar vardır. Bunları görebilmek için egoyu geri çekip tarafsız bakabilmek gerekir. O noktada önümüzde iki yol kalır: Ortamdan uzaklaşmak veya kendi üzerimize çalışmak.
Benim tekrar etme alışkanlığım örneğin… Birinci çemberi rahatsız ettiği için uzaklaşacak bir yerim yok. İçinde bulunduğum halkanın parçası olarak bunun üzerine çalışmam gerek.
Ancak insan değişmeye çalışırken şöyle bir engelle karşılaşır: Sen ilerleme kaydetsen de çevren değişimin miktarına değil, davranışın kendisine odaklanır. Eskiden her gün yaptığın bir hatayı artık ayda bire düşürmüş olsan bile, her ortaya çıkışında aynı vurguyla karşılaşırsın. Çünkü önyargılar bir kez kemikleştiğinde, etiketleri sökmek davranışı değiştirmekten daha zordur.
Belki de tek yol açık olmak: Çaba harcadığını, zamana ihtiyacın olduğunu söylemek. Kabul edilir ya da edilmez…
“Ben böyleyim” deyip kabuğuna çekilmek kolay olanı. Çabasız, güvenli bir alanda yaşayıp gitmek mümkün. Ama o alandan hiç çıkmamak, insanın kendi potansiyeline koyduğu en büyük engel.
Belki de mesele, bütün kusurlarımızı ortadan kaldırmak değildir. Bazılarını tanımak, bazılarıyla yaşamayı öğrenmek, bazıları içinse ışığın yönünü değiştirmek gerekir.
Sabah sabah kafama takılan düşünceleri bu şekilde kelimelere dökmek iyi geldi. Bazen çok küçük şeyler de olabiliyor bu takıntılar ama onları zihinsel olarak gevelemek tadını kaçıyor. Yazarak, üzerinden yeterince geçtiğin düşünceleri bir kenara koyuyor ve yola devam ediyorsun.