Ana içeriğe atla

Deyyan

Hayatta kendine alan açabiliyor musun?

Son zamanlarda her sayfasında tek bir soru bulunan defter tasarımlarını sıkça duyuyorum. Henüz alıp kullanmadım ama fikir çok hoşuma gidiyor. Soruların içeriğini tam olarak bilmiyorum; yine de insanın kendisiyle baş başa kalmasını sağlayan böyle bir yöntemin oldukça işlevsel olabileceğini düşünüyorum.

Çoğu arkadaşıma yazı yazmalarını öneririm. Yakınlık dereceme göre bazen ısrarımın dozu bile artar. Aldığım cevap ise çoğunlukla aynıdır: “Nasıl yazacağımı bilmiyorum.” Bildiğim yöntemleri anlatmaya çalışırım ama çoğu zaman havada kalır. İşte bu yüzden soru defteri fikri bana çok kullanışlı geliyor. Bazen tek ihtiyacımız olan şey doğru sorudur.

Defterler benim en sevdiğim alanlardan biri. İnsanın kendisiyle kalabildiği, isterse tamamen özgür olabildiği eşsiz bir dünya. Kalem ve kâğıtla zihnimde dolaşan düşüncelerin taslağını çizmek, onları görünür hâle getirmek demek. Gerçek hayatta yapamayacağım ya da söyleyemeyeceğim pek çok şeyi sayfaların arasında özgürce yaşayabiliyorum.

Bu yalnızca küçük bir örnek. Benim için işlevsel olduğu kadar iyileştirici de.

Ama önce insanın kendine neden bir alan açması gerektiğini fark etmesi gerekiyor.

Yıllar önce annemi küçük bir operasyon için hastaneye yatırmıştık. İki kişilik odada yalnızdı. Odaya girer girmez birkaç eşyanın yerini değiştirdim. Sonra da sesli sesli hayal kurmaya başladım.

“Şuraya bir vazo koysak… Duvara bir tablo assak… Anne, şu perdeleri de değiştirelim. Bunlar hiç olmamış. Vazonun altına da bir dantel çok yakışır.”

O kadar çok güldük ki… Hastane odasını zihnimizde bambaşka bir yere dönüştürmüştük. Annem rahatlamıştı. Kurduğumuz hayaller o kadar canlıydı ki beynimiz kısa süreliğine de olsa bunu gerçekmiş gibi hissetmişti. Kendimize güvenli bir alan yaratmıştık.

Sanırım yaşadığımız dış dünya ile iç dünyamız arasında rahatça gidip gelebileceğimiz güvenli bir bölge oluşturabilmek, yaşam konforumuzu artıran en önemli becerilerden biri.

Üstelik bunun sayısız yolu var.

Önemli olan, senin özgürce hareket edebileceğin, kendini güvenle ifade edebileceğin ve zihnini dış dünyanın gürültüsünden bir süreliğine ayırabileceğin bir alan bulman. Öyle bir alan ki, oradayken kimse sana dokunamasın.

Bazı kadınlar bunun için farkında olmadan mutfağı kullanıyor. Hamurla uğraşmak insanı bambaşka bir dünyaya taşıyor. Eller çalışırken zihin dinleniyor.

Bazı erkekler için tamir işleri aynı etkiyi yaratıyor. Bozulan bir şeyi onarmak, eski hâline getirmek ve sonunda ortaya çıkan başarı duygusu insanı besliyor.

Kimileri ise toprağa dokunuyor. Bir fide dikiyor, bir çiçeği suluyor ya da bahçeyle uğraşıyor. Her insanın kendine ait bir sığınağı var aslında.

Çoğumuz bunu bilinçsizce yapıyoruz çünkü bu gerçek bir ihtiyaç. Oysa bilinçli ve planlı şekilde oluşturulduğunda bu alanın gelişime katkısı çok daha büyük oluyor.

Hobilerin temelinde de biraz bu var. Elbette bazen amaç sadece dinlenmek, zihni boşaltmak ya da gündelik koşuşturmanın içinden kısa bir mola vermek olabilir. Bu son derece doğal.

Benim ilgimi çeken ise bunun bir adım ötesi.

Bu özel alanı; psikolojimi gözlemlemek, zihnimi tanımak, kendimle yüzleşmek, gölgelerimi fark etmek, gelişime açık yanlarımı keşfetmek ve yaralarımı onarmak için kullanabilmek.

Farkındalıkla oluşturulan alanlarda bunların üzerinde çalışmak çok daha kolay oluyor.

Elbette bunların her biri başlı başına ayrı bir yazı konusu.

Ama önce çalışacağımız yeri hazırlamamız gerekiyor.

Ben de zaman zaman kendim için açtığım alanları düşünüyorum. İşgal edilenleri, kapattıklarımı, yeniden inşa ettiklerimi…

Ve sıkıldığımda onları değiştirebiliyorum.

Sanırım özgürlüğümün en somut kanıtı da bu.

Çünkü hayattan biraz uzaklaşınca, manzarayı daha net görebiliyorum.

Bir yanıt yazın