Ana içeriğe atla

Deyyan

Yıllar sonra istediğim alanı yeniden açabiliyorum galiba. Günlük bloğuma geri dönebilir miyim, denemek istiyorum. Çünkü bu formatta yazmaktan gerçekten keyif alıyorum.

Temmuz 2011’de açtım sayfamı. Yüzlerce yazı, binlerce kelime biriktirdim. Daha da önemlisi, hayatımın son on beş yılını kendime özgü bir şekilde kaydettim.

Bir dönem, özel hayatımıza fazla girdiğimi düşünerek, radikal bir kararla ilk yazılarımı sildim. Sonra devam edemedim. Silmek yerine saklamayı öğrendim; sayfayı genel okumaya kapattım.

Düzenli olarak günlüğüme yazıyorum ama bu sayfada yazmak bambaşka bir deneyim. Onun ritmini, özgürlüğünü ve okurla kurduğu görünmez bağı özlediğimi fark ettim.

Bu özgürlüğe kavuşmamdaki önemli nedenlerden biri de kitap projesi. Önceki yazılar kitapta yerini buldukça, blogumda da alan açıldı. Aynı anda iki türe ait yazı kafa karıştırıcı oluyordu.

Sağ ve sol omzumdaki küçük hanımların sesleri ara sıra beni bunaltsa da özgürce yazmak keyifli bir şey benim için. Hanımların çenesi durmuyor.

Biri eli sopalı.

“Ağzına geleni yazmamalısın. Özel alanını korumalısın. Bugün düşünmeden yazdığın bir şey, iki gün sonra karşına çıkar. Sen sansür bilmiyorsun; içindekini olduğu gibi yazıyorsun. Bu güvenli değil. Biraz kontrol et kendini.”

Diğeri ise meleğim.

“Burası senin alanın. İstediğin gibi yaz. Kendin olmayı seviyorsun; bunu göstermekten korkma. Kimin ne düşündüğü o kadar da önemli değil. İki gün sonra ölüp gideceksin, bunların hepsi tarih olacak. Sıradan olmanın konforunu kullan. Dök içini. Fazla düşünme.”

İkisi de ayrı uçlarda ve abartmayı seviyor. Ben ise galiba ikisinin tam ortasında yürümeyi öğrenmeye çalışıyorum.

Psikolojiyi, mitolojiyi, felsefeyi, edebiyatı, özellikle masalları, sembolleri, davranış modellerini ve insanı anlamaya çalışan her şeyi seviyorum. Analiz etmeyi, gözlemlemeyi, yorumlamayı; hepsinden de öte paylaşmayı seviyorum. Konuşarak düşünmek, iyi ve kötü huylarımdan biri.

İşte burası bütün bunların birlikte yoğrulduğu bir atölye.

Benim sanal atölyem.

Birkaç gün sonra bu blog on beş yaşına girecek ve kelimelerim bu kavşaktan sağa dönüyor.

Nereye gideceğimizi ben de merak ediyorum.

Bir yanıt yazın