Ana içeriğe atla

Deyyan

Zihnimde, sık aralıklarla ruhumun ateşini ölçen bir termometre var. Bence bu termometre her insanın içinde var ama kimi, benim gibi, ölçümlere takıntılı; kimi ise acil bir durum olmadıkça kullanmaya gerek duymuyor.

İnsan hayatının akışına göre şekil alıyor. Yaşadığımız olayların bir bölümü kendi seçimlerimizin sonucu olsa da bir bölümü kolektif sistemin getirisi oluyor. Başka bir bakış açısıyla, kontrol edemeyeceğimiz, çoğu zaman öngöremeyeceğimiz ve bizden daha büyük bir gücün etkisinden kaynaklanıyor.

Örneğin çocukların başına bir şey gelir, bir kesim ayağa kalkar; “Bu onların seçimi değildi.” diye isyan eder veya “Neden?” diye sorar. Resme daha büyük baktığımızda, yaşananların o çocukların değil, bir üst halkanın seçimlerinin sonucu olduğunu; onun da üstünde başka bir halkanın bulunduğunu düşünürüz ve bu böyle devam eder.

Bu dünyada tek başımıza yaşamadığımıza göre yaşadığımız her şey de tamamen bizden kaynaklanamaz. Aynı şekilde davranışlarımızın bedelini de yalnızca biz ödemeyiz.

Nerede veya hangi aileye doğacağımızı seçememek; yani bütün hayatımızı etkileyen başlangıcı belirleyememek, kontrolün tamamen bizde olmadığının en büyük göstergelerinden biri değil mi?

Bu pencereden baktığımızda, karakterimizi şekillendiren şey, yaşadıklarımızın kendisinden çok onlara verdiğimiz tepkiler oluyor.

Ben anneliği, Down sendromlu büyük oğlum Kayra ile öğrendim.

Kitabıma yazdığım ilk kelimeler ise risk, güvenlik, dikkat, gelişim ve kontrol olmuştu. Engelli bir çocuk için öncelikli olarak gerekenler bunlardı çünkü.

Risk yüksek olduğu için algılarım ve sezgilerim tehlikelere göre şekilleniyordu. Koruma ve korunma mekanizması geliştiriyordum. Hiçbir şeyi gözden kaçırmamak için her an her şeyi gözlemlemek, analiz etmek ve kontrol etmek zorundaydım. En ufak bir dalgınlığımda karşılaştığım tehlike büyük olabiliyordu.

Örneğin ilk kez girdiğim ortamları hızlıca analiz ediyor, riskleri belirliyor, güvenlik önlemlerini kontrol ediyordum. Yıllar içerisinde zihnim ister istemez bu çerçevede bir sistem geliştirdi.

Bir başka örnek, açıklama ve komut verme alışkanlığımdı. Çünkü oğlumun bunlara ihtiyacı vardı.

Aradan dört yıl geçti ve ikinci kez anne oldum.

O da şahsına münhasır bir erkekti. Algısı, zekâsı ve karakteri bambaşkaydı. Fakat ben aynı kadındım. Tek bir anne modeli geliştirmiştim ve ister istemez ona da aynı şekilde annelik yapmaya başladım.

Fakat onun bunlara o kadar da ihtiyacı yoktu. Tam tersine, kontrol, açıklama ve komutlar özgüvenini zedeliyor, deneyim kazanma alanını daraltıyordu.

Bunu fark etmem uzun zaman almadı. Fakat fark etmekle yeni bir model geliştirmek aynı şey değildi. ~~Yeni bir model oluşturmak zaman istiyordu.~~

Onun gelişimi için uygun bir anne modeli geliştirmeye başladım. Aslında bu, standart anne modeliydi ama ben öyle değildim.

Elimden geldiğince çabaladım ama hata yapmamam mümkün değildi. Bu kez de hataları nasıl dengeleyeceğimi düşünmeye başladım.

Diğer bir sorun ise ikisini aynı anda dengelemem gerektiğiydi. Aralarındaki makas açısı geniş olunca ben diğer kanala geçene kadar olan oluyordu. O nedenle hâlâ kendimi bir ahtapot gibi hissederim.

Bu hızlı kanal değişimi için kas yapmak gerekiyordu. Hem zihinsel hem psikolojik bir kas.

Tabii bunun için de ister istemez kendi ruh hâlimi devamlı kontrol altında tutmalıydım. Üç kişiyi aynı anda ve sağlıklı bir şekilde büyütmek zorundaydım.

İşte bu ihtiyaç bende “termometre teorisi”ni doğurdu.

Ruhumun ateşi yükseldiğinde veya düştüğünde sistem arıza veriyor. Arıza bir noktada başlıyor ve büyüyerek devam ediyor. Önüne geçmezsem kalıcı hasar bırakıyor.

Son zamanlarda üzerinde durduğum konu bu:

Akışa göre geliştirilen davranış modelleri, gereken yerde problem çözümünü sağlarken hayatın başka bir alanında dezavantaj hâline gelebiliyor.

Bunun farkındalığının gelişim konusunda ciddi bir fark yaratabileceğini düşünüyorum. Tutarsız görünen birçok hareketin aslında hiç de öyle olmadığını daha rahat görebiliyor insan. Daha esnek ve sakin düşünebiliyor.

İçeride olup biteni kontrol etme aralığı da başlı başına bir mevzu benim için.

Takıntı yapmadan ölçüm yapmak en sağlıklısı.

Bir yanıt yazın