27/10/2026
NEHİR
Günlerden Salı. Son 4 yıldır Salı Sabahları saat 11:00 felsefe zamanı. Felsefe eğitimine katılıyorum ve çok tatlı kadınlarla Dağhan hoca eşliğinde sinema ve felsefe konuşuyoruz. Onlar pandemi zamanında 2020 de başlamışlar ben sonradan 2022 de dahil oldum sınıfa. Bir süre önce de hoca konsepti sinemayla felsefeye çevirdi. Böyle çok daha keyifli hale geldi. Bu sayede kendi kendime izlemeyi düşünmeyeceğim filmler izlemeyi ve onları farklı katmanlarda yorumlamayı öğrendim. Psikolojimi, düşünce yapımı besleyen farklı bir kanal açılmış oldu hayatımda.
Herhangi bir şey yaparken amacı belirlemek lazım. Ne yazık ki ben bunu sonradan fark ettim. Mizacımda mükemmeliyetçilik ön planda olduğu için her başladığım işte en iyisini yapmak için çabalıyordum ve doğal olarak başaramıyordum. Elimi neye atarsam atayım onda uzman olmalıymışım yoksa uğraşmaya değmezmiş gibi gelirdi. Başlama konusunda hiç sorun yaşamazdım ama hiçbir işin sonu gelmezdi. Hayatım yarımlarla doluydu. Hedefe ulaşamadığım için başarısız hissederdim, sonra geri dönüp yarım kalan işlere bakınca bu duygu daha da pekişirdi. Zaman içerisinde bu özgüvenimi ve çabamı da etkiledi doğal olarak. Her şeyden anlayan ama adam gibi bir uzmanlığı olmayan birisi oldum.
Zaman içerisinde olgunlaştıkça önce mükemmel diye bir şeyin olmadığını ve sadece çalışmanın başarı için yeterli olmadığını gördüm. Yanında birçok faktör vardı ve bunların bir kısmı bizim kontrolümüzde değildi. Hatta bunu bana ilk fark ettiren Outliers- Çizginin Dışındakiler isimli bir kitap olmuştu. Başarılı insanların ortak noktaları üzerine bir araştırma kitabıydı. Sadece istemek, çalışmak ya da başlamak o işte gerçekten başarılı olunacağı anlamına gelmiyor. Ama bunları yapmazsan da başarı ihtimalini en baştan kaybediyorsun.
Doğduğun yer, aile, ilk eğitim, okula başlama yılın, içinde bulunduğun sosyal çevre, mizacın, yeteneklerin, karakterin, hatta beslenme şeklin. Başarı için buna benzer o kadar çok faktör var ki.
Bunu fark ettiğim noktada zihnimdeki başarı tanımını tekrar sorgulamaya başladım. Bir işi hatasız yapabilmek, o işte ilerleyebilmek, uzmanlarca onaylanmak, takdir görmek, ekonomik karşılığını almak, piyasada o işi yapanların en üstünde olmak, parmakla gösterilmek. Mükemmeliyetçi biri için başarının tanımı ve getireli bu olur genelde. Ben yaptığım işlerde buralara pek gelemedim. geldiğim yerleri de ben beğenmedim. O nedenle de bir yerde hedeflemeyi, bir şeye başlamayı, istemeyi, çabalamayı bıraktım.
İşte beklentilerimin bittiği noktada yaptıklarımdan daha fazla keyif almaya başladım. Bu çok ilginçti. Daha önce kendimi parçalarken içimdeki kaygı ve gerginlik yeterince keyif almamı engelliyordu.
Sonra başarının tanımının benim için farklı olabileceğini düşündüm. Kendi içimde bir değerlendirme mekanizması vardı ve bu dış dünyada dayatılanlar kadar sert değildi. Elimden geleni yapıyorsam, keyif alıyorsam ve kendime veya başkalarına faydalı olabiliyorsam başarılıydım. Her işte iyi olmak zorunda değildim.
O saatten sonra harcadığım çaba ile aldığım karşılığı kıyaslamaya başladım. Çok fazla uğraşıp az verim almak zaman ve enerji kaybıydı. Bundan hoşlanmıyordum. Bunun yanında merak ettiğim veya öğrenmek istediğim her konuda en iyisi olmak zorunda da değildim.
Böylece hedeflerimi yeniden güncelledim. Bir işe başlamadan önce o konudaki hedefimi net belirliyorum. Kursa mı başlıyorum, kendime soruyorum ben ne için bunu öğrenmek istiyorum? Ne kadarını bilmeye ihtiyacım var? Bunun için harcayabileceğim zaman, para ve enerji ne kadar? Bunları belirledikten sonra başlamak kendimi iyi hissettiriyor. Beklentilerim yükselmiyor, hayal kırıklığı yaşamıyorum ve daha verimli öğreniyorum. İşler beklediğim gibi gitmediğinde de bırakıyorum.
Her insanın hayatı farklı. Benim üzerimde ekonomik baskı olmadığı için daha rahat hareket edebiliyorum. Ekonomik şartları farklı olan insanlar için değişken daha çok olabilir ama sabit olan iki şey var; İnsanların peşinde koştuğu başarı kavramı sadece dış dünyanın senin emeklerine verdiği bir etiket. Bu onların yorumunun sendeki yansıması. Bunu fark edip ona göre çaba göstermek bile insanı rahatlatır. İkincisi insan potansiyelini ve şartlarını bilerek hedef koyarsa daha ileri gidebilir.
Suluboya derslerine başladım. Resim konusunda yetenekli değilim ama uğraşmayı seviyorum, oğlumun ilgisini çekmek ve ona zemin oluşturmak ikinci hedefim. Renklerle oynamak ve öğrenmek beni rahatlatıyor. Teknik kısmını incelemek hoşuma gidiyor. Kalanı deneyim. Yıllar içerisinde el, fırçayla hemhal oluyor ve vuruşlar gelişiyor. Bu benim ana hedefim değil ama başlangıç kısmını ve tekniğin bir kısmını öğrenebilirsem kendi kendimi mutlu edecek kadar çalışabilirim. Bu kadar. Sergi açmayı veya ressam olmayı düşünmüyorum.
Felsefe derslerine katılıyorum ama asıl ilgilendiğim felsefenin literatürü değil. Bunun için yıllar gerekiyor filozofları tanımak ve düşünce tarzlarını öğrenmek onları eş zamanlı çalışmak için çok ama çok emek harcamak lazım. Benim amacım sadece farklı konularda zihin egzersizi yaparken onlardan ilham almak ve felsefe kitapları okurken daha kolay anlayabilmek.
Gibi örnekler verebilirim. Dışarıdan gelen bunlar ne işine yarayacak sorularına artık üzerimde baskı hissetmeden espriyle karşılık verebiliyorum. Yaptığım hiçbir şeyde uzman olmak gibi bir kaygım yok. Fakat o kanalların beslediği ana bir nehir var o da yazmak…