
Şu düşünceler az sessiz olsa, bu kadar gürültü yapmasalar dinleyeceğim de olmuyor. Başıma ne geldiyse dinlemeyi beceremediğimden geldi. İstemediğimden de değil hani nasıl yapacağımı bilemediğimden. Mesela en çok kafama takılan şeylerden birisi bu dinleme işi...

Gecenin karasına yazıyorum içimde olan bitenin hepsini. Kendimi bildim bileli bir derdim var, havanın rengiyle. “Hayatını gündüze yazacaksın, geceleri satır arası boşluk bırakacaksın.” dedilerse de ben bir türlü beceremedim. Gündüzleri saklanmak için karanlık aradım, geceleri...

Yüzyıllar; sihrini birbirine sembollerle aktarmış. İlk keşifleri anlamda çıkmaza girilen zaman. Ellerindeki kelimelerin, yaşadıklarını açıklamaya yetmediğinde bekledikleri mucize. Hayatta kalabilmek için en önemli şey korunmak. O kadar bilinmezlik içinde dost kim? Düşman kim? Yer ayrı...

Hastalık uykusu bambaşka bir şey. Kesinlikle rutin uyku frekanslarından farklı. Ayıklıkla baygınlık arasında. Bilinç dersen hem var, hem yok. Bir an “Kendimdeyim her şeyin farkındayım!” derken hop rüyadasın. Rüya ki ne rüya. Üzerine hiç kafa...

Salınımın verdiği rehavetle yaşayabilmek keyifli olsa gerek. Gittiğin yere geri getiren bir döngü içerisinde olmak. Kaçmanın özgürlüğü ile tutunmanın güvenliğini aynı anda yaşayabilmek. Yalpalamalarla yolu uzatıp git-gel’leri tura çevirmek. Aslında hayatı hep bir ipin ucunda...

Gerçek üzerinde çalışmaktan geçtik, adam akıllı görebilmek bile yürek ister. Merak işte, yaramaz çocuk misali bütün bir ömür etrafında dolanır, elimizdeki sopalarla dürteriz. Çubuk mesafesini geçmeye cesaret edemeyiz. Belli katmanları var. Onları önce açmak sonra...

Yağmur yağarken dikkatli yürümek lazım. Malum toprak ıslandı mı salyangozlar ortalığa dökülürler. Ayağının altında kalan salyangozun kabuk sesi insanın içine geri dönülmezliğe bulanmış bir acı akıtır. Kafanı çevirip bakmak istemezsin ama diğer taraftan merak da...

Yalnız olduğum anda bile en az iki kişiydik. Çocukluğumun çıkış kavşağında buldum onu. Küçücüktü daha, hep böyle küçük kalsın istedim ama olmadı. Ben küçüldükçe o daha da büyüdü. Arkadaş olalım, birlikte oyun oynayalım dedim, o...

Geçenlerde Efe Elmas’ın dersinde geçmişti Sihirli Düşünme kavramı. Dersin konusu ejderhalardı. Çok güzeldi. Ben genelde ezoterik düşünme der geçerdim ama sihirli düşünme daha eğlenceli geldi. İnsanlar Rasyonel düşünenler ve Sihirli düşünenler olarak iki gruba ayrılabilir....

Ünlü Ayakkabı Tasarımcısı ile Kısa bir Röportaj Aylardır peşinde koştuğum röportajı tamamladım sonunda. Onun ayakkabı mağazasını bir çoğunuz duymuşsunuzdur ama eminim siz de benim gibi kendisini hiç görememişsinizdir. Hala da göremeyeceksiniz ne yazık ki fotoğraf...

Masamın üzerinde boy boy rubik küp, aklımda deli sorular, hafif melankolik bir ruh haliyle aldım kahvemi oturdum masama. Aldım kahvemi dediysem atlamayım orayı, önemli çünkü. Otomatik kahve makinem bozulduğu için eski usül ocak başında yaptım...

Üniversite de okuduğum zamanlardı. Başka şehirdeyim, tek başıma yaşıyorum, şu anda daha net görsem de o zamana göre bir karmaşa içerisindeyim, hayata uyum sağlayamıyorum. Bir taraftan da farkında olmadan, kapı arıyorum. Problemlerden kaçış ya da...