
Sahilde yürürken önüme bir kapı çıktı. Yapısız bir kapıydı. Gözlerimi ovuşturdum tekrar baktım etrafında duvar yok. Kafamı eğdim arkasına baktım sahil devam ediyor. Kendi kendime bir yandan şaşırdım diğer yandan komik geldi. Hiçbir yere açılmayan...

Ortalık yine çok dağınık. Çocukluk bir yerde, gençlik diğer köşede gezinip duruyorlar. Topla, temizle, düzenle çok zaman alıyor. Gelen giden oluyor ne yapacağımı şaşırıyorum. Bulduğumu bir yere tıkıştırıyorum, sonra da orada unutuyorum. Olmadık zamanlarda önüme...

Sessizlik zihnimin anahtarı. Kilidin sesiyle açılan dünyaya adım atıyorum. Girdiğim alanda düşünceler serbest dolaşıyor. Resimler, kelimeler, sesler ve denizanasına benzeyen garip şeyler. Tahminimce hisler. Ama neden böyle renksiz ve şekilsizler? Kimi bir araya gelmeye çalışıyor,...

İnsanın kendine baktığı pencere genişledikçe gördüğü manzara derinleşiyor. O pencerenin önünde hareket ettikçe kör noktalar da manzaraya dahil olmaya başlıyor. Bunu yapanlar ancak içeri girebilenler. Karanlık koridorlardan geçtikten sonra pencerenin yerini bulup ışığa ulaşabilenler. Diğerleri...

Ateştir her şeyi başlatan. İnsanın adım atmasını sağlayan. Harlandığında yerinde durdurmayan. Kararında kullanabileni az olan. Kimi zaman var etmek için önce yakarak yok etmek gerekir. Çünkü yoklukla varlık arasında kurulan en güçlü bağlardan biridir ateş....

İçinden saf su akan kanal her daim temizdir. Ben denen kanaldan akana ise enerji derler bazı alemlerde. Akış ne kadar güçlü ve kendiliğinden olursa insan da bir o kadar berraklaşıyor. Bu farkındalığa ulaşmak için sessizliği...

İlerlediğim yolda adımımı atmadan önce önüme zemin harcı sermeli. Ayağımın altı sağlam olmazsa sendeliyorum ki bu hep başıma gelen şey. Varlığıma yürürken heybemi cesaretle doldurmalıyım. Cesaret dediğin; yaşam için gerekenleri kıvamında kullanıma hazırlayan ana malzeme....

Şu düşünceler az sessiz olsa, bu kadar gürültü yapmasalar dinleyeceğim de olmuyor. Başıma ne geldiyse dinlemeyi beceremediğimden geldi. İstemediğimden de değil hani nasıl yapacağımı bilemediğimden. Mesela en çok kafama takılan şeylerden birisi bu dinleme işi...

Gecenin karasına yazıyorum içimde olan bitenin hepsini. Kendimi bildim bileli bir derdim var, havanın rengiyle. “Hayatını gündüze yazacaksın, geceleri satır arası boşluk bırakacaksın.” dedilerse de ben bir türlü beceremedim. Gündüzleri saklanmak için karanlık aradım, geceleri...

Yüzyıllar; sihrini birbirine sembollerle aktarmış. İlk keşifleri anlamda çıkmaza girilen zaman. Ellerindeki kelimelerin, yaşadıklarını açıklamaya yetmediğinde bekledikleri mucize. Hayatta kalabilmek için en önemli şey korunmak. O kadar bilinmezlik içinde dost kim? Düşman kim? Yer ayrı...

Hastalık uykusu bambaşka bir şey. Kesinlikle rutin uyku frekanslarından farklı. Ayıklıkla baygınlık arasında. Bilinç dersen hem var, hem yok. Bir an “Kendimdeyim her şeyin farkındayım!” derken hop rüyadasın. Rüya ki ne rüya. Üzerine hiç kafa...

Salınımın verdiği rehavetle yaşayabilmek keyifli olsa gerek. Gittiğin yere geri getiren bir döngü içerisinde olmak. Kaçmanın özgürlüğü ile tutunmanın güvenliğini aynı anda yaşayabilmek. Yalpalamalarla yolu uzatıp git-gel’leri tura çevirmek. Aslında hayatı hep bir ipin ucunda...