
İnsanın kendine baktığı pencere genişledikçe gördüğü manzara derinleşiyor. O pencerenin önünde hareket ettikçe kör noktalar da manzaraya dahil olmaya başlıyor. Bunu yapanlar ancak içeri girebilenler. Karanlık koridorlardan geçtikten sonra pencerenin yerini bulup ışığa ulaşabilenler. Diğerleri...

Ateştir her şeyi başlatan. İnsanın adım atmasını sağlayan. Harlandığında yerinde durdurmayan. Kararında kullanabileni az olan. Kimi zaman var etmek için önce yakarak yok etmek gerekir. Çünkü yoklukla varlık arasında kurulan en güçlü bağlardan biridir ateş....

İçinden saf su akan kanal her daim temizdir. Ben denen kanaldan akana ise enerji derler bazı alemlerde. Akış ne kadar güçlü ve kendiliğinden olursa insan da bir o kadar berraklaşıyor. Bu farkındalığa ulaşmak için sessizliği...

İlerlediğim yolda adımımı atmadan önce önüme zemin harcı sermeli. Ayağımın altı sağlam olmazsa sendeliyorum ki bu hep başıma gelen şey. Varlığıma yürürken heybemi cesaretle doldurmalıyım. Cesaret dediğin; yaşam için gerekenleri kıvamında kullanıma hazırlayan ana malzeme....

Derin bir nefes alıp kafamı göğe kaldırıyorum. Göğün hali gününe bağlı. Bulutların rengi, yoğunluğu değişken. Kimi günler açık taneli yüzlerce bulut yüzerken mavi de kimi günler tanesi yetiyor insanı kendinden geçirmeye. Hele geceler, karaya boyalı...

Ayağa kalktı, sandalyeyi sırtından kavrayarak ofisin penceresine fırlattı. Güneş artık çerçevenin altında oluşan cam kumsalından yansıyordu. Adam donuk bir şekilde ışık oyununa bakarken sol yanağında patlayan tokatla irkildi. Kadının gözlerinde korkuya bulaşmış öfkeyi görebiliyordu. Korkunun...

Zamanın ve ışığın olmadığı yerde anlarım öldüğümü. En tatlısıdır uykuya ölmek. İçim, dışım her yer karanlık. Dünya’nın rahminde iki büklüm kıvranıyorum. Benliğimden habersiz. Beslenip, büyümem lazım. Elsizim, kolsuzum daha da beteri beyinsizim. Sadece ruhum var...

Gecenin karasına yazıyorum içimde olan bitenin hepsini. Kendimi bildim bileli bir derdim var, havanın rengiyle. “Hayatını gündüze yazacaksın, geceleri satır arası boşluk bırakacaksın.” dedilerse de ben bir türlü beceremedim. Gündüzleri saklanmak için karanlık aradım, geceleri...

Yüzyıllar; sihrini birbirine sembollerle aktarmış. İlk keşifleri anlamda çıkmaza girilen zaman. Ellerindeki kelimelerin, yaşadıklarını açıklamaya yetmediğinde bekledikleri mucize. Hayatta kalabilmek için en önemli şey korunmak. O kadar bilinmezlik içinde dost kim? Düşman kim? Yer ayrı...

Hastalık uykusu bambaşka bir şey. Kesinlikle rutin uyku frekanslarından farklı. Ayıklıkla baygınlık arasında. Bilinç dersen hem var, hem yok. Bir an “Kendimdeyim her şeyin farkındayım!” derken hop rüyadasın. Rüya ki ne rüya. Üzerine hiç kafa...

Salınımın verdiği rehavetle yaşayabilmek keyifli olsa gerek. Gittiğin yere geri getiren bir döngü içerisinde olmak. Kaçmanın özgürlüğü ile tutunmanın güvenliğini aynı anda yaşayabilmek. Yalpalamalarla yolu uzatıp git-gel’leri tura çevirmek. Aslında hayatı hep bir ipin ucunda...

Gerçek üzerinde çalışmaktan geçtik, adam akıllı görebilmek bile yürek ister. Merak işte, yaramaz çocuk misali bütün bir ömür etrafında dolanır, elimizdeki sopalarla dürteriz. Çubuk mesafesini geçmeye cesaret edemeyiz. Belli katmanları var. Onları önce açmak sonra...