
Derin bir nefes alıp kafamı göğe kaldırıyorum. Göğün hali gününe bağlı. Bulutların rengi, yoğunluğu değişken. Kimi günler açık taneli yüzlerce bulut yüzerken mavi de kimi günler tanesi yetiyor insanı kendinden geçirmeye. Hele geceler, karaya boyalı...

Ayağa kalktı, sandalyeyi sırtından kavrayarak ofisin penceresine fırlattı. Güneş artık çerçevenin altında oluşan cam kumsalından yansıyordu. Adam donuk bir şekilde ışık oyununa bakarken sol yanağında patlayan tokatla irkildi. Kadının gözlerinde korkuya bulaşmış öfkeyi görebiliyordu. Korkunun...

Zamanın ve ışığın olmadığı yerde anlarım öldüğümü. En tatlısıdır uykuya ölmek. İçim, dışım her yer karanlık. Dünya’nın rahminde iki büklüm kıvranıyorum. Benliğimden habersiz. Beslenip, büyümem lazım. Elsizim, kolsuzum daha da beteri beyinsizim. Sadece ruhum var...

Bir süre ara sokaklarda gezindikten sonra, iki katlı eski ahşap bir evin önünde durdular. “Geldik” dedi ablası. Kadın önce ablasına baktı, sonra da karşısında duran eve. Sokaktaki diğer evlere göre eğreti duruyordu. Ablası, zile basarken...

Küçüğü devleştirmek yerine, büyüğün ayrıntısında kaybolmak. Algılanan boyutla verilen değer arasındaki orantı kafa karıştırıcı. Bu karışıklığa teklik çokluk da girince iş içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Sıralama ihtiyacı nereden gelir ki? Yerleşim kaygısından muhtemelen. Kendini...

Kelimelere maruz kalmak. Yokluğuyla boğan varlığıyla kıvrandıran kelimeler. Herkesin elinde, dilinde ayrı şekillenirler. Fakat olay sanıldığı gibi şekillerinde değil kendilerini gerçekleştirdikleri yerde. Yaşamın altındaki halı kelimelerle dokunur. Her ilmek bir var oluştur. Ahenkli düğümler desen...

Yoğun bir iş gününün ardından evine dönerken duyduğu insan çığlıkları ile elleri direksiyonu biraz daha sıkı kavradı. Hız treninde, kayarak inen insanları görünce, dalgınlığını o an fark etti. Sıkışan trafiğin içinde, hissettiği tükenmişlikle eğlenen insanlara...

Gerçek üzerinde çalışmaktan geçtik, adam akıllı görebilmek bile yürek ister. Merak işte, yaramaz çocuk misali bütün bir ömür etrafında dolanır, elimizdeki sopalarla dürteriz. Çubuk mesafesini geçmeye cesaret edemeyiz. Belli katmanları var. Onları önce açmak sonra...

Yağmur yağarken dikkatli yürümek lazım. Malum toprak ıslandı mı salyangozlar ortalığa dökülürler. Ayağının altında kalan salyangozun kabuk sesi insanın içine geri dönülmezliğe bulanmış bir acı akıtır. Kafanı çevirip bakmak istemezsin ama diğer taraftan merak da...

Yağan yağmura küfretmekle, rahmete şükretmek arasında ince bir anlam farkı var. Kontrol edilemeyen olayları açıklayamayınca, kavrama dönüştürüp anlamlandırma çabasına giriyoruz. Nedenini bilmiyorum, kontrol de edemiyorum o zaman kabul etmenin bir yolunu bulmalıyım. Kabul etmek, onaylamaktan...

Gözler her şeyi piksel boyutunda görünce dünya birdenbire küp haline geliyor. Parmakların gelişmişliği üst üste dizilen küp sayısıyla orantılı. hayatta alınan ilk keyiflerden biri de yüksek blokların yıkılıp etrafa dağılmasıyla ilgili. Çocuklar en masumundan el...

Madem yalanla gerçeği ayırt edemiyoruz o zaman çabanın yönünü değiştirelim. Kendimiz dışında olası gerçeğe ulaşmak yerine, içimizdeki yalanı kendi gerçeğimize çevirelim. Yalnız bunun için önce sağlam bir yalan uydurmak lazım. Zihnimin duvarları o kadar kalınlaşmış...