
Zamanın ve ışığın olmadığı yerde anlarım öldüğümü. En tatlısıdır uykuya ölmek. İçim, dışım her yer karanlık. Dünya’nın rahminde iki büklüm kıvranıyorum. Benliğimden habersiz. Beslenip, büyümem lazım. Elsizim, kolsuzum daha da beteri beyinsizim. Sadece ruhum var...

Bir süre ara sokaklarda gezindikten sonra, iki katlı eski ahşap bir evin önünde durdular. “Geldik” dedi ablası. Kadın önce ablasına baktı, sonra da karşısında duran eve. Sokaktaki diğer evlere göre eğreti duruyordu. Ablası, zile basarken...

Küçüğü devleştirmek yerine, büyüğün ayrıntısında kaybolmak. Algılanan boyutla verilen değer arasındaki orantı kafa karıştırıcı. Bu karışıklığa teklik çokluk da girince iş içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Sıralama ihtiyacı nereden gelir ki? Yerleşim kaygısından muhtemelen. Kendini...

Kelimelere maruz kalmak. Yokluğuyla boğan varlığıyla kıvrandıran kelimeler. Herkesin elinde, dilinde ayrı şekillenirler. Fakat olay sanıldığı gibi şekillerinde değil kendilerini gerçekleştirdikleri yerde. Yaşamın altındaki halı kelimelerle dokunur. Her ilmek bir var oluştur. Ahenkli düğümler desen...

Yoğun bir iş gününün ardından evine dönerken duyduğu insan çığlıkları ile elleri direksiyonu biraz daha sıkı kavradı. Hız treninde, kayarak inen insanları görünce, dalgınlığını o an fark etti. Sıkışan trafiğin içinde, hissettiği tükenmişlikle eğlenen insanlara...